New Page 1Hz MUHAMMED’İN SİYARI
Nüşirevan’ın hükümdar olduğu çağda, Arabistan ülkesi, bilgisizlik içinde
yüzüyordu. Ahlak bozulmuştu, insanlar müthış bir sefahata dalmişlardı. Halk, lât
ve uzza gibi bir takim Tagutu güçlere ve Putlara tapıyorlardı. Bunlardan en
büyükleri kureyş ve Emevilerdi.
Kuran ve Ehl-ibeyt Çalışmamızı hazırlarken geniş kapsamlı bir araştırmayı
zorunlu görduk. Hz.Muhammedın, ve Ehl-ibeyt’i Kuran Tesviri ve İslam tarihi’ni
şeriat kanunlarını Hukuk ve Anayasının tezinı ve tarihıni hazırlarken
yaralandığımız kaynaklar şunlardır.
1. El Mizan Fi tefsiri il Kurân. Allame Tabatabai.
2. Fahruddın Er'razi tevsiri.
3. Fi zilâl il Kurân. Seyit kutub.
4. Hak Dini Kurân dili. Elmalı.
5. Et tevsirül hadıs.
6. El –Câmiu li Ahkami’l-Kurân. İmam Kurtubi.
7. İslam,da inanç ve ibadet.Ansiklopedisi.
8. Kutubi şite. Hadıs kulliyatı.
9. Sosyal bilimler Ansıklopedisi.
10. İslam Tarihi Pr.Dr.H.İbrahim Hasan.
11. İslam Tarihi İbnü’l Esir
12. Divane Kebir. Mevlana.
13. Sahih-i Buhari ve Tercübesi.Mehmet Sofu oğlu.
14. İslam Ansıklopedisi.Diyanetin hazırlamış olduğu.
15. İslam Ansıklopedisı.Milli eğitimin hazırladığı.
16. Türk Ansıklopedisı.Milli eğtimin hazırladığı.
17. Satve tüt tevsiri.Tevsirlerin özü.
18. Bidayetü’l-Müctehid.İbn Rüşd.
19. Dünya ve İslam.
20. Büyük Larousse.Ansıklopedi.
21. Ehl-i beyt Mesajı.
22. Tesviri Taberi.Ebu Cafer Muhammed Bin cerir’üt-Taberi.
23. Tarihi Taberi. Ebu Cafer Muhammed Bin cerir’üt-Taberi.
24. Milletler ve Hükümdarlar Tarihi. Taberi.
25. Türk Edebiyatı Tarihi.Milli Eğitim Baskıs.
26. Sanat Ansiklopedisi. Milli Eğitim.Baskısı.
27. Peygamberler Tarihi.M.Asım Köksal.
28. Beddüzzü zaman.Sad'di Nursu.Külliyatı.
29. İslami Araştırmalar.Dergiler.
30. İslam ve Dünya.Dergiler.
31. Türkiye Günlüğü.Dergiler.
32. Bilgi ve Hikmet.Dergiler.
33. Ehl-ibeyt Mesajı. Dergiler.
34. Hazret-i Emir.Ali İbn-i Ebu Talib. Nehc'ül-Belaga.
35. Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı.Şeyh Abdurraman El-Ceiri.
36. Kurân'a Göre Hz.Muhammed'in Hayatı.İzzet Derveze.
37. Sosyal Bilimler Ansiklopedi.Risale yayınları.
38. Mukayeseli İslam Hukuku ve Beşeri Hukuk.Abdulkadir Udeh.
39. İslâm'ın Serüveni.M.G.S. Hodgson.
40. İslami Ekonomi Sistemi.Muhammed Bakır Es-Sadr.
41. Hz.Peygamber'in Yönetimi.Kett'ani.
42. El-Muvâfkât.Şâttibi.
Bu kaynaklarımızdam daha başka binlerce kitab, sayısızca dergiler üzerinde
tartışılıp konuşulan ve yazılan makaleler. Günümüze kadar gelmiş yönetme
şeklinden yasalar kanunlar, Katliamlar ve bunlarla gerçekleşmiş belgeleri
sizlere segiliyeceğiz.
Bundanda anlaşılacağı gibi bilinçli detaylı bir çalışmanin gerekliliğini zorunlu
görülecek. Aynı zamanda´da Dünyadanda aktüel hukuk gereksimeleriyle gündem
konulariyla ele alacğiz. Kur’an ve Ehl-i beyt in bugün yaşayişimıza cevap verip
vermediğini anlamiş olacağiz.Şimdi Hz Muhammed’in doğumunu belgeleri ile
simgeleyeceğiz. 1.ci belgemiz Ehl-i beyt Mesajın da İmamlarımızdan
nakledilmiştır. Bu gerçektir.
PEYGAMBERİN DOĞUM TARİHİ.
Hz.MUHAMMED'IN (s.a.v ) KİMLİĞİ:
ADI : MUHAMMED.
LAKABI : EMİN.
KÜNYESİ : EBÛ-L KASIM.
BABA ADI : ABDULLAH.
ANA ADI : AMİNE.
DOĞUM YERİ : MEKKE.
DOĞUM TARİHİ : FİL Olayından iki ay sonra.
ÖMRÜ : 63 YIL.
VEFAT YILI : HİCRETİN 11. YILI.
TÜRBESİ : MEDİNE.
Hz. Muhammed ( s.a.v. ) ortaya yakın uzun boylu, büyücek başlı, değirmen yüzü,
omuzlarının arası geniş, kemikleri iri ve kalın, parmakları ince ve uzun,
göğüsleriyle karınları aynı hizada, ayaklarının altı çukurdu. Zayif olmadıkları
gibi şişman da değillerdi. Ellerinin ayaları genişti; bilekleri kalın ve güçlydü.
Alınları açık, gözleri iri, sıyahları gaayet siyah, beyazları gaayet beyazdı,
beyazlarında hafif bir pembelik vardı. Bunların uzun, mevzun ve kemerliydi.
Kaşları siyah, kavisli ve uzundu; araları birbirine yakın, fakat açıktı.
Renkleri pembe beyazdı. Ağızları büyücek, dişleri bembeyaz, araları seyrekti.
Kirpikleri sık sık, sıyah, ince ve uzundu. Kaşlarının arasındaki damar, hiddet
ânında görünürdü. Dudakları kalın, saçları siyah ve dalgalıydı. Saçları
uzattıkları zaman, kulak memeleri geçerdi. Bıyıklarını, üst dudaklarının
beyazlığı görünecek kadar keserlerdi; Sakallarının bir tutamdan fazlasını da
alırlardı. Vefatlarında, saçlarında, sakallarında yirmiye yakın beyaz vardı.
Altmış üç yaşlarında vefât etmişlerdir.
Duyguları pek kuvvetliydi; hareketleri aşırı değildi. Yürürlerken acele
etmezlerdi, fakat hızlı yürürlerdi. Bir tarafa dönerlerken bütün vücutlarıyla
dönerlerdi. Sözleri kesin, fakat mülâyimdi. Anlaşılması için sözlerini üç kere
tekrarladıkları olurdu. Kimseye kötü söz söylememişlerdi, sert muÂmele
etmemişlerdi. Bir yere izin almadan girmezlerdi, girerken önce selâm verirlerdi.
Çocukları severler, yetimlerin başlarını okşarlardı; gönüllerini alırlardı.
Biriyle musâfaha ettikleri zaman, o, ellerini çekmedikçe ellerini çekmezlerdi.
Peygamber,i Ekrem (s.a.v.) meşhur göruşe göre ‘’Fil yıllı,nda,yani biseten kırk
yıl önce Mekke,de dünya,ya geldi.Şia ve diğer bazı mezheplerin görüşüne göre,
Resulullah (s.a.v.)rebiülevvel ayının on yedisinde dünyaya gelmiştır. Bu görüş
meşhurdur. Kuleyni’nin de benimsediği diğer görüşe göre ise, Resulullah(s.a.v.)rebiülevvel
ayının on ikisinde dünyaya gelmiştır’’.
Taberiye Kuleyni, Resulullahın doğumunun cuma gününde olduğunu vurgularken
İmamiye’nin diğer alimleri, Resulullah’ın pazartesi günü doğduğunu
kanaatindeler.Peygamberin annesinin,’’teşrik’’ günlerinde, yani zilhiccenin on
bir, oniki ve onüçüncü günlerinde Hz. Peygamber’e hamile kaldığıda rivayet
edilmiştır. Ama bu söz doğru değildır.Çünkü buna göre, hamile,lik süresinin üç,
veya on beş ay olması gerekir. Zira Zilhicce ayı ile ardında gelen rebiülevvel
ayı arasında üç ay, bir sonraki rebiyülevvel ayı arasında da on beş ay fasıla
bir
zaman vardır. Bu da olacak şey değildır. Çünkü İmamiye’ ye göre hamilelik
süresi, en az altı ay, en çokta dokuz aydır. Bu gerçek bilim ve tip,dede
ispaklamiştır.Tarih kaynakları.Tarih’ul-Hamis.c.1,s.195.Usul-ü Kâfi, c.1,s.364.
usul-ü Kâfi,c.1,s.365;Tarih’ul-Hamis,c.1,s.169.Nsi’cahiliye Araplarının haram
ayları ileriye ve geri almalarına denir.
Bazıları bunun, cahiliye Araplarının geleneği olan nesi’ esasına göre
hesaplandığını ileri surmüşlerdır.Yani o sırada haram ayların gerçek haram
aylardan dört ay sonra olduğunu söylemişlerdir.Eğer mezkur rivayetin senedinin
sai yani gerçek olduğunu kabul edersek, verilen bu cevabı doğruluğu, mezkur
rivayetin nesi’ ayları esasına söylemiş olduğunu ispat etmek gerekir. Çünkü
Masum İmamları’ın cahiliye döneminde âdet olan nesi’ ayları esasına göre bir söz
buyurdukları asla görülmemiştır.
ÖNEMLİ BİR NOKTA
Merhum irbili, Peygamber(s.a.v.)’in doğum tarihi hakındaki ihtilafa değindikten
sonra şöyle diyor :
Peygamber (s.a.v.)’in doğumu hakkındaki itilaflar normaldır.Çünkü o dönemin
Arapların, peygamber ve O’nun geleceğiyle ilgili bir bilgileri yoktu ve okuma
yazma oranları çok azdı veya yok gibiydi. Kendilerinin ve kendi evlatların
doğumlarını yazmıyorlardı.Ama Resulullah(s.a.v.) in vefat tarihinde itilaf
edilmesi şaşırtıcıdır.Elbette ezan ve kametin niteliğindeki itilafı görünce
buna’da şaşırmamakmgerekır.Ezan konumunda’da detaylı ve geniş bilgi verilecektır.Kaldı
ki,Peygamber’in vefat tarıhi konusunda itilaf etmek için hiç bir gerekçede
yoktu.Resulullahın vefat,larındaki itilaflarıda geniş kapsamlı belgelerle
ispatliyacağiz.
Merhum İrbili’nin sözü net ve açıktır. O şöyle demek istiyor :
Resulullah (s.a.a.)’in Doğum tarihindeki ihtilafların bazı yorumları
olabilir,ama Resulullah’ın vefat tarihi hakkındaki itilaflar gerçekten de
şaşırtıcıdır.Çünkü Müslümanlar, onun bir kurtuluş meleği ve kendileri için
karanliklardan nura, ölümden hayata giden yolda kılavuzluk eden yüce bir
şahsiyet olduğunu çok iyi biliyorlardı.Bu tarihin ve gerçeklerin ört bas
etmeleri ve gizlemeleri,ve unutturmaları veya değıştırmeleri gerektirecek bir
sebebleri olmadığı kendilerine bir kazanç da sağlamiyacaktı. Ayrıcada kendileri
için,de siyası veya Kabilevi bir menfuat sebebleride ortada yoktu.
Bundan da şaşırtıcı olan, Müslümanların Resulullah(s.a.a.)in zamanında yıllarca
tekrarladıkları amellerde itilaf etmiş olmalarıdır.Hatta gün,de beş defa
Resulullah’la birlikte aldıkları abdest, kıldıkları namaz hakkında dahi ihtilaf
ettiklerini görmekteyiz.Farz edelim ki, bunu da, bazılarının dediği gibi,
Müslümanların, Resulullah(s.a.a.)in sakalının hareket etmesinden onun, öğle ve
ikindi namazlarında Hamd ve sure okumakla meşkul olduğunu anladıkları,yani
Peygamber’in namazda ne okuduğuna ne söylediğine dikkat etmedikleri şeklinde,
geçiştirdik, peki onların daima duydukları ezan hakkındaki ihtilaflarına ne diye
biliriz?!Keşf’ül-Gumme,c1,s.15.
Sahih-i Buhari,c.1,s.90;Müsned-i Ahmet,c.5,s.109-112;Sünen-iBeyhaki,c.2,s.37-54.(Buhari
ve Müslim’den nakletmektedir.
Bu durumu göz önünde bulundurduğumuzda, ashabın ara sıra ihtiyaç duyulan meseler
hakkında ne derecede bilgi saibi oldukları ortaya çıkmıyormu?! Bu durumda
ashabın sözleri ve amelleri, bazı fırkaların dediği gibi ‘’sünnet-i mazıye
‘’veya’’şeriat-i mutâ’’ olarak adlandırmak doğru olurmu?!
Durum bu iken ve bu kadar açık olan konular hakkında ihtilaf edildiğine göre
"Peygamber, hidayete ihtiyaçları olmadığından ümmeti kendi başlarına bıraktı ve
onlara bir önder tayin etmeden göçüp gitti." Diyen fırkaların sözlerını kabul
etmek mümkünmü?!
Bu konuda,araştırmaya değer önemli bir konu,dur.Ama onun detayına inmek için
ayrı bir başlık altında incelenmesı gerekmektedır.
ABDULLAH (a.s. )
Abdullâh b. Adülmuttalib
( Ö. 570 m.s )
Hz. Peygamber'in babası .
Künyesi Ebü Kusem, Ebü Muhammed veya Ahmed'dir ( Belâzüri, Ensâbu'l- eşrâf,
sayfa 91. ) Kaynaklara göre Sâsâni Hükümdarı Nüşirevân'ın saltanatının 24.
yılında doğmuştur. Aynı tarihi ankleden ve Hz. Peygamber'in söz konusu
saltanatın 42.nci yılında doğduğunu kabul eden Taberi ( Târih, 2. 154-155 ),
eserinin başka bir yerinde de Nüşirevân'ın kırk yedi veya kırk sekiz yıl
saltanat sürdüğünü belirttikten sonra, Abdullah'ın bu saltanatın 42.nci yılında
doğduğunu söylemektedir. ( 2, 103 ). Bu durum onun veya müstensihlerin,
yanlışlıkla, "vefat etti" yerine "doğdu" ifadesini kullanmalarıyla
açıklanabilir. Annesi Fâtıma bint Amr'dır . Bazı kaynaklarda doğumu ve
gençliğiyle ilgili menkibevi hadiseler anlatılır. ( Diyârbekri, Târihu'l-hamiş,1,
182 )
Doğruluğu tartışma konusu olan bu tür rivayetler, müslümanların Hz. Peygamber'e
ve onun soyuna olan sevgilerinin bir belirtisi kabul edilmelidir.
Babası Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunu yeniden ortaya çıkarıp onarması sırasında
Kureyş kabilesinin diğer eşrafı tarafından rencide edilmiş ve o tarihte
Hâris'ten başka oğlu olmadığı için müdafaâsız kalmıştı. Bu sebeple on erkek
çocuğa sahip olduğu takdirde birini kurban etmeyi adamıştı. Bu arzusu
gerçekleştikten sonra gördüğü bir rüya üzerine nezrini hatırlamış kurban
edilecek çocuğu belirtmek maksadıyla oğulları arasında kura çekmiş, kura o günkü
oğullarının ( veya aynı anadan doğanların ) en küçüğü olan Abdullah ( a.s. )'a
çıkmıştır. Abdülmuttalib, oğlu Abdullah'ı kurban etmeye kalkışınca kendi
kızları, diğer bir rivayete göre ise Abdullah'ın dayıları veya Kureyş'in ileri
gelenleri bu olaya şiddetli tepki göstermişler ve böylece bir şey yaptığı
takdirde bunun kendisinden sonra kötü bir âdet haline gelebileceğini
hatırlatmışlar. Ayrıca adak borcundan kurtulmak için Abdullah'in yerine deve
kurban etmesinin daha uygun olacağını söylemişlerdir. Kaynakların çoğu bu
çözümün Medine'li bir arrâfe ( bk. ARRÂF ) tarafından teklif edildiğini
kaydeder. Abdülmuttalib, o günkü örfe göre diyet olarak kabul edilen on deve
getirmiş, Abdullah ile develer arasında kura çektirmiş, fakat kura Abdullah'a
çıkmış : deve sayısını onar, onar artırarak kuraya devam etmiş, sayı yüze
ullaşınca kura develere çıkmıştır. Bunun üzerine yüz deveyi kurban ederek çok
sevgiği oğlu Abdullah'ı kurtarmıştır.
Bazı yazarlar, Abdullah'ın kurban edilmesiyle ilgili bu meşhur rivayetin doğru
olmadığına iddia etmişlerdirç Çünkü bu rivayet içinde Abdulah'ın babasının en
küçük oğlu ifade edilmekte, halbuki Hamza ile Abbas ( a.s. )'ın ondan küçük
olduğu bilinmektedir. ( bk. İ A, 1, 29 ). Ne var ki Abdullah hakkında bilgi
veren bütün kaynaklar kurban hadiseinden bahsetmekte, Arap örfünde insan
diyetiniz yüz deveye çıkışının bu hadiseyle başladığını , daha sonra İslâm
hukukunun da bunu kabul ettiğini ifâde etmektedirler. Ayrıca Hz. Peygamber'in
Arap ırkının atası olan Hz. İsmail ( a.s.) ve kendi babasını kastederek,"Ben iki
kurbanlığın oğluyum" dediği rivayet edilmektedir. Diğer bir rivayete göre ise
bir bedevi Arap, Peygamber'e, "Ey iki kurbanlığın oğlu " diye hitap etmiş, o da
bunu kabul mânasına gelen bir tebessümle karşılamıştır. Muhaddisler bu hadisin
sahih olduğu kanaatindeler. ( bk. Hâkim, el- Müstedrek, 2. 559 ; Zürkâni,
Şerhu'l-Mevâhib, 1. 97 vd. ;Aclüni- Keşfü'l-hafâ , 1. 230-231 ) Abdullah'ın
babasının en küçük oğlu olmadığı rivayetine gelince, bu onun kurban edilmek
istendiği sırada yaşayan kardeşlerinin en küçüğü olmasıyla çelişmez. Çünkü bazı
kaynaklar Abdülmuttalib'in on üç oğlunun bulunduğunu kaydeder. Aslında
Abdullah'ın kurban edileceği sırada " babasının en küçük oğlu olduğu " tarzında
İbn-i İshak'tan gelen rivayet için Süheyli "gayrı mâruf " demekte ve tercih
edilecek rivayetin "annesinin en küçük oğlu " tarzında olabileceğini
söylemektedir.( bk. Er-Ravzü'l-ünüf, 2, 137. )
Abdullah'ın, arkadaşları arasında çok beğenilen yakışıklı bir genç olduğu
rivayet edilmektedir. Yeryüzüde diğer gençlerden bulunmayan ve parlaklık vardı.
Siyer müelifleri bunun daha sonra âmine'ye intikal eden "nübvvet nuru" olduğunu
kabul ederler ( bu gerçekler hakkında bk. Âmine hatun ). Abdullahi varaka b.
Nevfel'in kız kardeşi de dahil olmak üzere çeşitli kadınlardan aldığı evleme
tekliflerini redetmiş, nihayet babasını teşebbüsü üzerine Vehb kızı Âmine
hatunla ile evlenmiştir. Evliliğinin ilk üç günü âmine'ninevinde geçmiştir.
Evlendikten sonra çok yaşamadığı ve Hz. Peygamber'i yetim bırakarak öldüğü
şüphesizdir. Biz belgelerimizde de belgelediğimiz gibi Hz. Peygamber'in babası
Hz. Abdullah peygamber'in doğumundan önce'mi öldüğü veyahut onun doğumundan
sonramı vefat ettiğini kesinlikle bilinmemektedir ki takriben Hz. Abdullah
peygamber'in doğumundan en fazla 24. ay sonra vefat ettiğini kaydetmekteler. (
bk. Ed-Duhâ 93/6 ).Zaten Abdullah ile 'Amine'nin peygamber'den başka çocuklarıda
olmadığı da bilinmektedir. Tercih edilen rivayete , ticaret maksadıyla yaptığı
Şam ( Gazze ) seyehati dönüşünde hastalanmış ve Medine'de ( Yesrib ), babasının
dayıları olan Adi b. Neccâr oğulları yanında bir kadar hasta yattıktan sonra
vefat etmiş, orada Nâbiğa ( Zürkâni ve diğer bazı tarihçilere göre Tâbia ) adlı
birine ait evin avlusuna defnedilmiştir. Mescid-i yani Meclisi Nebevi'nin
hızasında yaklaşık 500. metre uzaklıkta bulunan ve kendisine ait olduğu kabul
edilen kabir, mescid'in 1976 yılında genişletilmesi sırasında yıkılmıştır.Abdülmuutalib,
oğlunun hastalığını haber alınca büyük oğlu Hâris'i Yesrib'e göndermiş, fakat
Hâris şehre ulaşmadan Abdullah vefat etmiştir. Kaynaklar onun vefat tarihi ve
yaşı hakkında oldukça farklı rivayetler kaydetmektedir. Bazılarına göre Hz.
Peygamber'in dünya'ya gelişinden yedi ay önce, bazılarına göre de Peygamber
yirmi sekiz aylıkken vefat etmiştir.
Ancak özellikle ilk kaynaklar vefatın, Peygamber'in dünya ya
gelişinden önce olduğu tarzındaki görüşü tercih ederler. Bun göre yaşının o
sırada on sekiz civarında olması gerekir. Nitekim Hâfız Alâi, İbn Hacer ve
Süyüti de bu kanaattedir. ( Zürkâni, Şerhu'l-Mevâhib, 1. 109 ).Bu rivayet,
Taberi tarafından, Abdullah'ın ve Hz. Peygamber'in doğumu için Nüşirevân'ın
saltanat yılları itibariyle verilen tarihlere de uygun düşmektedir.( bk. Târih,
2. 154-155 ).Gerçi F. Buhl. Abdullah'ın Peygamber'in doğumundan önce vefat
ettiğini ifade eden rivayet için. "Tarih olmaktan çok şahşi bir görüşe dayanması
muhtemeldir" demekte ve delil olarak da Taberi'den naklen Bahirâ'nın sözlerini
göstermektedir :Babasının hâlâ yaşaması uygun düşmez". Halbu ki Taberi'de alan
hadise F. Buhl tarafından ileriye sürülenihtimalin tamamen aksini ispat
etmektedir. Çünkü orada kaydedildiğine göre rahip Bahirâ, Hz. Peygamber'in
amcası Ebü Talib'e Peygamber'le olanyakınlığını sormuş ve oğulumdur " tarzında
cevap alınca demiştir : "O senin oğlun olamaz, zira bu gençin babasının hâlâ
yaşamakta olması uygun düşmez". Bunun üzerine Ebü Tâlib, "Kardeşimin oğludur"
demiş, rahip de "Babası ne oldu ?" diye sorunca Ebü Talib şu cevabı vermiştir :
"Muhammed'in annesi kendisine hamile iken babası ölmüştür" ( bk. Târih 2.
277--278 ).
İslam âlimlerinin çoğunluğu, oğlunun nübüvvetine yetişmeyen Abdullah'ın âhirete
azap görmeyip kurtuluşa ereceği kanaâtindedirler
( FETRET ).
Kaynaklar :
İbn İshâk, es-Sire ( nşr. Muhammed Hamidullah ), Rabat--Konya 1401/ 1981,s.
10-21 ; İbn Hişam,es-Sire ( nşr. Mustafa es-Sekkâ v. Diğer ), Kahire 1375 /
1955, 1,108-109, 151- 158 ; İbn Sa'd,et-Tabakâtü'l- Kübrâ 8 nşr.. İhsan Abbas ),
beyrut 1388 / 1968, 1. 64, 88-89, 92- 100; Belâzüri, Ensâbü'l-eşrâf ( nşr.
Muhammed Hamidullah ), Kahire 1959,1. 91 ; Taberi Târih ( nşr, Muhammed Ebü'l-Falz
), Kahire 1960-70 Beyrut, st ( Dâru Süveydân ), 2, 103,154-155,165, 239-246,
277- 278; Mes'üdi, Mürücü'z- zeheb ( nşr. M. Muhyiddin Abdülhamid ). Kahire 1367
/ 1948 Beyrut 1384-85 / 1964-65,2,280-281 ; Hâkim, el-Müstedrek, 2, 559 ;
Süheyli, er-Ravzü'l-ünüf ( nşr. Abdurrahman el- Vekil ), Kahire 1387-
90 / 1967-70, 2, 131-143 ;İbnü'l- Cevzi, Şıfatü's- safve ( nşr. Mahmut Fâhü-ri-Muhammed
Kal'aci ), Haleb 1969-73 Beyrut 1399 / 1979,1, 47-48, 51 ; Diyârbekri,
T3arihu'l-hamis, Kahire 1283 Beyrut, ts. ( Müessesetü Şa'bân ) , 1, 182-187 ;
Zürkâni , Şerhu'l-Mevâib, Kahire 1329 Beyrut 1393 / 1973, 1. 91-110 ; Aclüni,
Keşfü'l-hafâ ( nşr. Ahmed el- Kalâş ), Haleb ts. Mektebetü't- Türâsi'l- İslâmi
), 1, 230-231 ; M. Asım Köksal, İslâm Târihi, Mekke Devri, İstanbul 1987,1,
142-143 ; Kâmil Miras, "Abdullah b. Abdulmuttalib", İTA, 2, 240-243 ; F. Buhl,
"Abdullah", İA,1, 29 ; W. Montgomery Watt, "abd Allâh b. Abd al- Muttalib", EL2
( Fr. 9 1. 43-44 ; ( İdare, "Abdullâh b. Abdülmuttalib", ( IDMİ, 12, 796-798 .
Bu kaynaklar Türkiye diyanet vakfının basımından çıkarılan
İslâm Ansiklopedisinden aynen alınmıştır. Elbette bizde bu belge ve kaynaklara
karşılık değişik belge ve kaynakları vereceğiz. Anlaşılacağı gibi büyük bir
ümmetin peygamber'inin babasının hakkında fazla bilginin olmayışının müslüman
halkların cahil oluşundan ve gerçeklerinin ört baş edilmesinden
kaynaklanmaktadır.
Hz. Abdullah'n yesrib'de Ölümü :
Abdullah evlenince artık hayatında yeni bir dönem açıldı. Âmine gibi bir eşe
sahip olmakla hayatı daha da bir aydınlandı. Evlendikten bir müddet sonra
ticaret için Mekke'den Şam'a giden kafileye o da katıldı. Kafile yola koyuldu ve
yüzlerce kalbi kendisiyle birlikte götürdü. O vakit Âmine hamilelik dönemini
geçiriyordu. Bir kaç ay sonra kafile geri döndü. Abdullah'ın yaşlı babası,
oğlunu beklemekte, gelinin meraklı gözleri de kafile arasında Abdullah'ı
aramaktaydı. Fakat Abdullah, onların arasında yoktu. Araştırdıktan sonra,
dönerken Abdullah'ın Yesrib'de hastalandığını ve istirahat için akrabalarının
yanında kaldığını öğrendiler. Bu haber, ikisinide çok üzdü ve gözleri yaşla ile
doldu.
Abdulmuttalib büyük oğlu Haris'i Yesrib'e gidip Abdullah'ı getirmekle
görevlendirdi. Haris Medine'ye girdiğinde Abdullah'ın ölüm haberini aldı. Kafile
hareket ettikten bir ay sonra Abdullah, bu dünyadan gözlerini yummuştu.
Abdullah'tan geriye kalan 5 deve, bir koyun sürüsü ve "Ümmü Eymen" adında bir
cariyeden ibaretti. Ümmü Eymen sonraları Peygamber'e bakıcılık yapmıştır. Kaynak
: Tarih-i Taberi, c. 2 sayfa 7-8 ve Sire-i Halebi, c. 1 s. 59.
Abdullah'ın ölümü hakkında çok sayıda rivayetler bulunmaktadır ki, biz bu
ayırımcı konularıda dile getirdik. Bizim burda inancımız Hz. Peygamber ( s.a.v.
)'ın doğumundan sonra takriben 24 veya 28 ay sonra Hz. Abdullah Yesrib'de vefat
etmiştir.
Hz. ÂMİNE ( a.s. ) PEYGAMBER'İN ANNESİ :
Âmine Bint Vehb
( Ö. 577 m.s. Doğumu ? )
Hz. Peygamber ( s.a.v. ) )'ın annesi hakkında elimizde yeteri kadar bilgi
bulunmamaktadır. Sadece bazı yazarların ve Türkiye diyanet işlerinin bakalığına
bağlı islam ansiklopedisinin ve diğer tarihçilerin bizlere aktardıkları yetersiz
bilgiden verilen belgelerden faydalanacağız. Aslında böyle mükades bir
peygamber'in ailesi hakkında yetersiz bilgilerin bulunmamasının nedeni Ömer b.
Hattab'tır. Çünkü peygamber ( s.a.v. )'ın hakkındaki bilglerin ve onun
hadislerinin yasaklanmasının nedenini anlamış değilim. Biz müslümanlar olarak
Hıristiyanlarla dalga geçip
onların cenenm de olacaklarını söylüyoruz, fakat Hz. İsa ( a.s. ) ve annesi Hz.
Meryem ananın hayatına baktığımız zaman aşırı derecede haklarında yeteri
derecede bilgi ve belgenin olması insanların üzerinde bir mutluluk oluşturuyor.
Bu olaylada biz müslümanlar utanç duymalıyız.
Babası Vehb b. Abdümenâf Kureyş kabilesinin Beni Zühre koluna, annesi berre bint
Abdüluzzâ da aynı kabilenin beni Abdüddâr koluna mensuptur. İbn-i İshak'tan
itibaren mutelif kaynaklar Vehb'in Beni Zühre'nin hatırı sayılır bir siması
olduğunu, kızı Âmine'nin de yüksek bir mevkiye sahip bulunduğunu kaydederler. Bu
tür rivayetlerin, Hz. Peygamber'in annesine karşı duyulan ve sevgi sebebiyle
dahaicat edildiği ileriye sürülmüştür. Halbuki genel olarak Kureyş'in diğer Arap
kabileleri yanında üstün bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca
Abdülmuttalib gibi bir reisin, kabilenin en güzel olan oğlu Abdullah için bizzat
isteyeceği kızın seçkin bir aileye mensup olmasını tabii görmelidir. Bundan
dolayı Âmine'nin yüksek bir mevkiye sahip olduğunu belirten rivyetleri,
"sonradan tarihi vâkıayı süsleyen efsanevi rivayetler" ( İ A,İ 406 ) olarak
değerlendirmek isabetli değildir.
Âmine'nin doğun tarihi hakkında kaynklarda bilgi yoktur. Ancak onun genç yaşta
evlevdiği şüphesizdir. Evlenmesi, Abdülmuttalib'in oğlunu da yanına alarak
Âmine'yi babası Vehb'den ( veya vesayeti altında bulunduğu amcası Vüheyb'den )
istemesiyle gerçekleşmiştir. O zaman ki Arap töresine göre eşler evliliğin ilk
üç gününde âmine 'nin evinde kalmışlardır. Ancak Abdullah evlilikten bir kaç ay
sonra vefat etmiştir. ( Biz peygamber ( s.a.v. )'ın babasının vefat hakkında
detaylı bilgi vermiştik. Peygamber'in babası onun doğumundan sonra veya
doğumundan önce bir karar vermek yanlış olur kanısındayım. ) Bu durum da âmine 'nin
kendi ailesinin yanında kalmış olması mutemeldir.
Siyer kitaplarının bir çoğunda yer alan rivayetlere göre yakışıklı bir genç olan
Abdullah'ın alnında diğer gençlerde bulunmayan bir parlaklık mevcuttur. Asâleti,
yakışıklığı ve alnındaki parlarlığı sebebiyle birçok hanımdan evlenme teklifi
alan Abdullh, bunlara iltifat etmemiş ve âmine hatun ile evlenmiştir. Hz.
Peygamber'in ana rahmine intikal etmesiyle Abdullah'ın alnındaki nur da ona
intikal etmiştir. Delâilü'n -Nübüvvet* , mevlid ve benzeri eserlerde"nür-i
Muhammed-i", nür-i nübüvvet " diye söz konusu edilen nur budur. Ayrıca
kaynaklar, Hz. Peygamber'in ana rahmine intikalinden doğumuna kadar geçen süre
içinde bazı fevkalâde olayların meydana geldiğini ve bunların bir kısmına
Âmine'nin de şahit olduğunu ifade eden birçok rivayet kaydederler. Bu tür
rivayetler eski müeliflerce ihtiyatla karşılandığı gibi ( bk. İbn-i Hişam, 1.
157--158 ) yeni araştırıcılar tarafından da tenkide tabi tutulmuş ve genellikle
doğruluklarının sabit olmadığı kanaatine varılmıştır. ( bk. Abdurrahman
el--Vekil, 2, 142 not : 1, 150 not : 3, 1173 not : 1 ; M. Halil Herrâs, 1. 113
not : 2. ) Hemen hemen ilgili bütün kaynaklarda yer alan ve sahih hadis olarak
nakledilen bir rivayette, Hz. Peygamber kendisinin "hâtemü'n--nebiyyin" (
nebilerin sonuncusu ) olduğunu ifage ederken diğer bütün peygamberlerin anneleri
gibi kendi annsinin de oğlu için bir rüya gördüğünden bahsetmektedir. Ahmed b.
Hanbel'in el- Müsned'inde üç ayrı yerde geçen ( 4, 127, 128 ; %, 262 ) hadisin
bir rivayeti ile Heysemi'nin kayddettiği bir rivayette ( 8, 223 ) sözü edilen
rüyanın konusuna temas edilmemekte, fakat diğer rivayetlerde rüyada Dımaşk veya
Busrâ'daki sarayları aydınlatacak şekild güçlü bir nur görüldüğü ifade
edilmektedir. ( Burdanda anlaşılmaktadır ki Ömer b. Hattab'ın neden peygamber (
s.a.v. )'ın hakkında ki düşüncesinde hadislerin yasaklanmasının gerekçelerinde
gerçeklerin bulunmasındandır ki Ömer b. Hattab kendi halifeliği zamanında çok
sayıda kütüphaneleri de yakmıştır, bunlarında belgeleri mevcuttur. )
Hadisin arzetttiğ bu farklı mutevadan hareket eden bazı
araştırmacılar, hadiste rüyanın mahiyetinden bahseden kısmının metne sonradan
ilave edildiğini ileri sürmüşlerdir. ( bk. M. Halil Herrâs, 1. 114. not: 5 ) Söz
konusu kısım sahih rivayetin bir parçasını teşkil etse bile rüyaya dayalı bir
olay olduğunundan bunun yadırganacak veya tenkitte tâbi tutulacak bir özelliği
yoktur. Süleyman Çelebi'ye ait Vesiletü'n-necât'ta ve bugün kü şekliyle
Mevlid'in vilâdet bahrinde de göze çarpan bu tür ifadeler, bütün müslümanların
gönlünde en mütena mevkiyi işgal eden Hz. Muhammed'in etrafında hâlelenen
sevginin tecellileri kabul edilmelidir.
Âmine doğumdan sonra çocuğunu bir süre yanında tutmuş, ardından da süt anneye
vermişitr. Mutemelen dört yaşlarında onu tekrar yanına almış ve iki yıl daha
onunla beraber yaşamıştır. Belâzüri'nin tercihine göre ( 1. 94. ) Hz. Peygamber
altı yaşında iken Âmine, oğlu ve Ümmü Eymen adındaki câriyesile birlikte
Medine'ye gitmek üzere yola çıkmıştır. Abdülmuttalib'in annesi dolayısıyla
ailenin dayıları sayılan Beni Neccâr mensuplarının ve Abdullah'ın kabrini
ziyaret etmekti. Ancak Âmine Medine'de bir ay kaldıktan sonra Mekke'ye dönerken
çok genç yaşta Ebvâ'da ölmüştür. ( m.s. 576 veya 577 ) kaynakların büyük bir
kısmı Âmine'nin Ebvâ'da öldüğünü belirttikleri halde bazıları onun Mekke'de
vefat ettiğini zikreder. İbn-i Sa'd bu ikinci rivayeti kaydettikten sonra bunun
yanlış olduğunu ilâve eder ve kabrinin Ebvâ'da bulunduğunu hatırlatır. ( 1.,
116--117 ). Ayrıca Hz. Peygamber'in , hicretin altıncı yılında annesinin Ebvâ'da
bulunan kabrini ziyaret ettiğini ve onun rikkat ve şefkattını hatırlayarak
gözlerinin yaşardığı bilinmektedir. Diyârbekri, Âmine'nin Ebvâ'da ölüp orada
defnedildiğini, ancak daha sonra mezarının Mekke'ye nakledilmiş olabiliceğini
ileri sürerse ( 1. 238. )'de bu, tatminkâr görünmemektedir. Müslümanları için
bir yüz karası olduğundan hiç şüphe yoktur ki Peygamberlerinin annesinin ve
babalarının mezarlarının nerde bulunduğunun bilincinde değillerdir. Evliya
Çelebi de Âmine'nin Ebvâ'da vefat edip defnedildiği, bazılarına göre ise burada
vefat etmekle birlikte cenazesinin Mekke'ye nakledildiği rivayetlerini
kaydettikten sonra, "sika-i ehl-i siyer"in, altıncı yılında peygamber tarafından
Ebvâ'dan Medine'ye nakl-i kabir yapıldığını ve orada sütannesi Halime'nin
kabrinin yanına konulduğunu naklettiklerini ve kabrin kendi zamanında ziyaret
edildiğini söyler. Böyle mukades bir peygamber kalkıp müslüman ümmetine şefaât
edecek, çok gülünç bir hikaye şekli'dir ne yazık ki bunlar gerçeklerdir.
İnanmıyorsanız kaynaklara bakmakta yarar vardır. ( 9. 652 ). Ancak bu son
rivayet ilgili kaynaklarda bulmak mümkün olmamıştır. Ayrıca Hz. Peygamber'in
nakl-ı kabir yapma ihtimali de vârid görülmemektedir. Belâzüri'nin kaydettiğine
göre ( 1. 95 ; krş. İ A 4. 103 ). Uhud Savaşı sırasında Kureyş ileri
gelenlerinden bazıları Âmine'nin Ebvâ'daki mezarndan naşını çıkarıp götürmek ve
HZ. Peygamber'e karşı kullanmak istemiş, fakat diğerleri buna rıza
göstermemiştir. Bu rivayetin doğruluğunu ispat etmek mümkün olmadığı gibi böyle
bir teşebbüsün gerçekleşme ihtimalı de zayıf görünmektedir.
Âmine Abdullah'ın vefatında sonra bir daha evlenmemiştir. Hz. Muhammed ( s.a.v.
)'in den başka çocuğu olduğunu da bilinmemektedir. Onu, dini ( devleti )
sorumluluğu bulunmayan fetret * ehl-i statüsünde kabul edilmesi mümkün olduğu
gibi Hz. Peygamber'in özel duasına mazhar olması ihtimali de mevcuttur. Başta
Türkler olmak üzere bütün müslüman milletler tarafından Resül-i Ekrem'e karşı
duyulan derin sevgi, ( nebiçim bir sevgiymişte emirlerine karşı gelmek soyunu
katletmek onun hakkında ne kadar belge ve kaynak varsa yok etmek, onun
hadislerini yakıp yıkmak gibi v.s. yasaklamak işte bunlara sevgi denirse tabii
?? ) onun zevcelerinin, kızlarının, sütannesi Halime ve annesi Âmine'nin (
türkçe şekliyle Emine ) adlarını yaşatmak şeklinde de kendini göstermiştir. (
Bunların hiç birinin gerçeklerle bağlantısı yoktur Bizat peygamber'in kızı Ömer
b. Hattab tarafında şehid edilmiştirTorunları ise gerçeği ortadadır ki bunlarıda
işleyeceğiz. Onun evletları olan aleviler her zaman katledilmekteler, ve sanki
bunlardan kendilerinin haberleri yokmuş gibi de yalan söylemektende geri
kalmadan müslüman halklarını kandıracaklarını sayarak böyle iftiralarıdan da
geri kamamışlardır. ) Bu husus da Âmine'nin âhiret saâdeti için bir nevi dua ve
niyaz kabul edilmektedir. ( Hz. Peygamber'in annesinin ve babasının âhiret
hayatındaki durumlarına dair yazılan eserler için bk. FETRET ) :
Kaynaklar : Müsned, 4,127-128 ; 5, 262 ; İbn-i İshak,es Sire, sayfa 19-28 ; İbn-i
Hişam, es-Sire 1. 110- 156- 168 ; İbn-i Sa'd, et-Tabakât, 1.
59-60-94-99-101-103-116-117 ; Belâzüri, Ensâb, 1. 79-81-91-95 ; Taberi Târih (
Ebü'l-Falz ) 2. 156-166 ; Beyhaki, Delâ'ilü'n-nübüvve ( nşr. Abdülmu'ti Kal'acı
) Beyrut 1405/ 1985, 1. 80-85-102-114-187-188 ; Süheyli. Er-Ravz'ül-ünül ( nşr.
Abdurrahöan el- Vekil ), Kahire 1387-90/ 1967-70,2. 135-151-172-, 179-188 ; İbn-i
Kesir es-Siretü'n-nebeviyye ( nşr. Mustafa Abdülvâhid ). Beyrut 1396/ 1976,
1,177, 180, 198- 208,211-229, 235 ; Nüveyri, Nihâyetü'l-ereb, Kahire 1923-85,
16, 56-72, 87 ; Heysemi, Mecma u'z-zevâ' id, Beyrut, ts. ( Dârü'l-Kitab ), 8,
223 ; Süleyman Çelebi, Vesiletü'n-necât ( Mevlid ) (nşr. Ahmed Ateş ) Ankara
1954, sayfa 103-104- 106-111 ; Süyüti, el-Haşâ işü'l-Kübrâ ( nşr. M. Halil
Herrâs ), Kahire 1386-87 /1967,1, 99-107-113-
132 ; Diyârbekri, Târihu'l-hamiş, 1, 183-186, 195-198, 200-204, 229-230, 238 ;
Evliya Çelebi Seyahatnâme, 9, 652; Zürkâni, Şerhu'l-Mevâhib, Kahire 1329 Beyrut
1393/ 1973, 1,101-123, 163-166 ; Abdurrahman el-Vekil,er-Ravzu'l-ünüf ( Süheyli)
Kahire 1387-90 / 1967-70, 2, 142 not : 1; 150 not : 3 ; 172-173 not :1 ; M.
Halil Herrâs, el-Haşâ işü'l-Kübrâ ( Süyüti ) Kahire 1386-87 / 1967,1,113 not : 2
; 114 not : 5 ; Fr. Buhl, "Âmine", İ A , 1, 406 ; a.mlf. "Ebvâ", b.e , 4, 103 ;
W. Montgomery Watt, "al-Abwâ ",El-2 ( ing. ),1,169 ; a.mlf.. "Âmine", a.e., 1,
438.
Bize Gelen iki Kavilden Hangisi Sahihtir ?
Çalışmalarımızda ele alacağımız İslam Peygamber'inin ve genelde İslam devletinin
rehberliğinin çoğununda doğum ve ölüm günlerinin kesin olarakta belli olmaması,
gerçekten de çok üzücülüğün yanı sırada İslam tarihinden de inanılması zor olan
İslam tarih'inden de çeşitli ayrıcalıkların bulunmasının nedeninin müslümanların
öbür ilahi dinlerin mensubları kadar bilinçli olmamaları açısından çok
ayıplanacak bir sevyededir. Bu yüzden de bayram ve yas günlerimizin ve İslam
tarihin belirsizliği bir çoğu tarihi açıdan kesin değildir. Halbu ki
araştırmacılar ve ilim adamları ve alimleri, İslam tarihinde vuku bulan olayları
genellikle büyük bir özen titizliğiyle kaydetmişlerdir.
Acaba hangi nedenler onların bir çoğunun doğum ve ölümlerinin dakik olarakta
kaydedilmemesine sebeb olmuştur ? Malum değildirde neden ikinci halife Ömer b.
Hattab tarafından Peygamber ( s.a.v. )'ın hadislerin yasağı konulmuştur, bunun
üzerine İslam düşünürleri ve alimlerin bir zat yeni bir çalışma gereğiğn neden
duymuyorlardır ? Hiç unutmuyorum, bir zamanlar İslam ülkelerinin birine ve hacc
görevimi yerine gitmek için Mekke'ye gitmiştim. O yörenin alimlerinden biri bu
meseleyi söz konusu ederek, çok üzüldüğünü belirtiyor ve İslam yazarlarının
ihmalkarlığına şaşırarak şöyle bir görüşte bulunuyordu : "Böyle bir konuda nasıl
görüş değişikliği olabilir ? " diyordu. Ben ona dedim ki ; "Bu mesele
halledilebilir. Eğer bu memleketin alimlerinden birinin biyografisini yazmak
isteseniz, acaba onun hayatını, evlatlarını ve akrabalarını bırakıp da
yabancılardan veya onu sevenlerden mi sorarsınız ? Muhakkak ki vicdanınız bu ise
müsade etmez."
Peygamberimiz müslümanlar arasından gitti, fakat kendisinden sonra Ehl-i
beyt'ini emanet bıraktı. Onlar diyorlar ki : "Eğer Resulullah bizim babamızsa ve
biz onun evinde üyümüş ve onun kucağında yetişmişsek, biz babamız falan gün
dünyay ya gelmiş ve falan saatte de dünya'dan göçmüştür, diyoruz." Hal bu iken,
acaba Peygamber'in değerli evlatlarının sözünü bir kenara atıp, yabancıların ve
komşularının görüşünü onların sözünden önemli tercih ediyoruz.
Adı geçen alim, benim bu sözlerimi duyduktan sonra başını aşağı saldı ve sonra
dedi ki : "Meşhur bir söz var : "Ev halkı evin içindekini daha iyi bilir." Sizin
sözleriniz, bu sözü anımsatıyor. Ben de zannediyorum ki Peygamber ( s.a.v. )'ın
hayatının hususiyatınanda İmamiye'nin görüşü daha doğrudur. Çünkü Peygamber'in
evlatları ve yakınlarından alınmış bir görüştür." Ve daha da başka şeylerinde
olduğunu, İslam mucadelerinin başlangıcının tarihlerinin belli olmadıdığını ve
İslamın anlaşılmamasını için ne gerekiyorsa yanlışların yapıldığını konuştuktan
sonra, ve şu anda bunların yerinin olmadığını söylediler. Ama yinede biz
çalışmalarımızı konuların ve hadiselerin yeri geldikçe dile getirmeyi uygun
bulduğumuz zaman tekrar ele alacağımız burda da belirtmek isteriz. Ve
eleştirilerimize öbür konulardan devam edeceğiz.
Hamilelik Dönemi Hakkında ki ayrıntlı Düşünceler :
Meşhurdur ki, Peygamber'in nuru, "teşrıyk günleri"nde ( hac ayının 11, 12, veya
13.nci günlerine teşrıyk" günleri ) denir. Âmine'nin pak rahminde yer aldı. (
El-Kafi, c. 1. sayfa 439 )
Fakat bu söz, Hazretin Rebi'ül-Evvel ayında doğduğuna dair meşhur kavl ile
çelişmektedir. Çünkü o zaman Âmine'nin hamilelik döneminin 3 veya 15 aylık bir
süre olduğunu kabul etmek gerekir. Bu da tabii kaidelere aykırıdır. Hiç bir
kimse de bunu Peygamber'in özelliklerinden saymamıştır. ( Sadece Tureyhi,"Mecma'ul
Bahreyn'de "Şark" maddesinde bunu kai bilinmeyen bir kavl olarak nakletmiştir ).
O yıl aziz Peygamberimiz bir hutbe okuyarak Hac ayını değiştirmeyi kesinlikle
yasakladı. Ve Zi'l-hicce'yi Hac ayı olarak ilan etti. Tevbe Suresinin 37.nci
ayeti de bu hususa değinerek haram ayları değiştirmeyi yasaklamıştır. "Haram
ayları değiştirmek ancak faşizim yükseltir ki kafirler ( Faşizim ) bu suretle
doğru yoldan ( yani idare şekillerinden ) sapmadalar. ; Onlar Allah'ın haram
ettiğ ayı bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar." Tevbe Suresi, 37.nci
ayet ( 2 ) Bihar'ül Envar c. 15 sayfa 252.
Binaenaley " teşrıyk günleri" de iki yılda değişiyor. O halde eğer rivayetler,
"Hazret'in nuru teşrıyk günlerinde annesinin rahminde karar buldu ve Rabi'ül-Evvel'in
17.sinde anneden doğdu" diyorsa, her ikisi de sahihtir ve bu iki sözü arasında
hiç bir çelişki yoktur.
Çünkü eğer teşrıyk günlerinden maksad , Zi'l-Hicce ayının 11, 12 ve 13.ncü
günleri olsaydı, işte o zaman çelişki olurdu. Fakat açıkladığımız gibi teşrıyk
günleri daima değişmedeydi ve bizim hesabımıza göre o yıl hacc günleri Cümade'l
Ula ayına rastlanmaktadır ki Hazret'in Rabi'ül Evvel ayında doğduğuna göre,
Âmine'nin gebelik dönemi, yaklaşık 10 ay sürmüştür." ( Allame Meclisi "Bihar'ül-Envar",
c.100, sayfa 253'de bu hesabı yapmış fakat yukarıda işaret ettiğimiz eleştiriye
değinmemiştir. İsteyenler baksınlar verilen kaynağa daha sağlıklı olur
kanısındayım. )