Aiff-El Kindi ( r.a. ) Olayı
Hakkında Biraz daha Duralım :
Biz tarih kitaplarını karıştırdığımız zaman karşımıza bir olay geliyor. Fakat
her nedense Müslümanlar bu olay hakkında gerçekten bilgi sahibi olmak
istermecesine hemen üzerini örtbaş yapmak istiyor. Ne yazık ki, bu gerçek bir
olay yanında da ispatlı bir iman takvasıdır. "Afif-El Kindi" adına beyan edilen
bir rivayet'e rastlamamak mümkün değildir.
Ve aynı zaman da bu beyanı, şu anda toplumun içerisnde bulunan Sayın M. Asım
Köksal efendi kitaplarında ve aynı zamanda da sayısız Ehl-i Sünnet alimlerinin
kitaplarında mevcuttur.
1-- ) Ahmed B. Hambel'in ( Müsned )'inde cilt-1, sayfa 209. da
2-- ) Kenz'i İl-Mal- de rivayeti saniha olarak cilt- 5 , sayfa- 39'da
3-- ) Lütfullah Ahmed'in yazdığı Hazreti Muhammed ( s.a.v )'ın Hayatı ve Kurduğu
Dinin Esasları kitabının cilt : 1-2, sayfa : 65-66. da bu hususta beyan edilen
beyanın, Sayın M. Asım Köksal efendi de aynen beyan etmiştir.
Şimdi bizde, bugün bir Din-Diaynet görevlisinde en yetkili bir kalem olarak
İslâm Tarihi yazan Sayın M. Asım Köksal efendinin kitabına bakalım.
Yazdığı tarihin Mekke Devri bölümün 140.nci sayfasındaki beyanını Tarihi bir
ibret olarak aynen alalım :
Afif-i Kindi bir Müşahedesi :
İbn-i Sa'd ve daha başkalarının rivayetlerine göre, Eshabdan Afif-i Kindi
demiştir ki, "Cahiliye zamanımda aile halkıma elbiselik ve koku almak maksadı
ile Mekke'ye gelmiş, Abbas b. Abdulmuttalib'in evine inmiştim."
"Abbas'ın yanında oturuyor, güneş gökte yükseldiği vakit, Kâbe'ye bakıp
duruyordum. O sırada olgun bir genç, Kâbe'nin yakınına kadar geldi."
"Başını göğe kaldırıp baktı."
"Sonra ayakta Kâbe'ye doğru yöneldi."
"Daha sonra bir çocuk gelip onun sağına dikildi."
"Çok geçmeden bir kadın gelip onların arkalarında durdu. Bundan sonra olgun
genç- eğilip RÜKU'A gidince, çocuk ta kadın da Rüku ettiler."
"Olgun genç, rüku'da başını kaldırıp doğruldular."
"Çocuk ta, kadın da başlarını Rüku'dan lakdırıp doğruladılar."
"Olgun genç secdeye gitti. Çocuk ta kadın da secde'ye gittiler."
"Bunun üzerine ( Ey Abbas, Ben, büyük bir iş, saşılacak bir hadise görüyorum ),
dedim."
Abbas, ( EVET . Büyük bir iştir ) dedi ve bana Bu olgun genç kimdir
biliyormusunuz ? diye sordu. ( Hayır bilmiyorum ) dedim. Bu, Abdulmuttalib'in
oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed ( a.s. )'dır. Kardeşimin oğludur. dedi.
Yanındaki bu çocuk kimdir biliyormusunuz ? diye sordu. ( Hayır bilmiyorum )
dedim Abdülmuttalib'in oğlu Ebu Talib'in oğlu Ali'dir dedi. Bu da Huveylid'in
kızı Hatice'dir, ve Kardeşimin oğlunun Zevcesi'dir. Kardeşimin oğlu bize, senin
şu gördüğün ve onlarında salik bulundukları bu din'i kendisine göklerin ve yerin
Rabbi olan Rabb'ının emr ettiğini söylemektedir. Vallahi ben, bu Dinde, bütün
yer yüzünde şu üç kişiden başka halen hiç bir kimselerin bulunduğunu bilmiyorm .
dedi.
Evet şu tarihi beyan, aynen va'rid olmuştur. Ve ayrıcada kendi kaynak ve
belgelerinden de çekinmeden de yazmaktadırlar, ve öte yandan da hiç utanmadan
insanlara kendilerinin bir İslam tarih yazarları olduğunu inadla
şöylemektedirler.
Resulullah ( s.a.v. ) efendimiz ( Alah'ın salatı ve selamı O'na ve O'nun Ehl-i
Beyt'ine olsun ) tam yedi sene , bu minval namazlar kılmıştır. Bunun yanında
sadece İmam Ali ( a.s. )'ın bulundukların bütün tarih kaynaklarında ve hadis
kitaplarında da mevcuttur..
Herkesin gözü önünde yapılan bu ibadetler ve namaz kılmalar, tekrar hatırlatmama
müsade buyurun, ve bu kitaptaki belgelerin gerinliğine inerek bir araştırın, Tam
yedi sene ve hatta biraz daha fazla olarak aynen böyle devam etmişlerdir.
Şayet, Peygamberimizle birlikte alenen namaz kılan bir Hz. İmam ali ( a.s. )'ın
derecesini küçümseyerek ve sırf gerçeği kamufile etmek için Ebu Bekir b.
Kuhafe'yi öne geçirmeyi özen gösterenlerin yapageldikleri kandırıcı beyanlar hiç
olmazsa bundan sonra olsun devam ettirilmeseydi ve Mü'minler aldatılma durumu
ile karşı karşıya bırakılmasaydı, biz bu mevzuya hiçte değinmezdik.
Çünkü, "İlk İman'a Falancı geldi. Yok, O gelmedi'de Fişmancı geldi " gibi basit
iddialarla kitapları karalamak artık kandırmacılıkla oynamak insanların
kişiliğinde büyük yaralar açmasından başka bir şeyler olmamakla beraber,
Mü'min'lik derecesini de yok ettiği gibi insanların ve Müslümanların yanında da
Meleklerin güvencesini kayb etmektedir.
Demek oluyor ki, Peygamber ( s.a.v. )'ın bu minval namaz kılmalara devam
edilmesi bazı kişileri rahatsız yaptığı gibi de kinlerini arttırıyor. Ve Ehl-i
Beyt'te olan düşmanlıklarınıda arttırmaktan başka da birşeye yaramıyor. Bunun
yanında da sayısız Müslüman diyen İslam âleminde yanlış bilgilendirme de
uygulamayı da yanında getirdiği kanunlarında uygulamamasına yararlamaktan
başkada bir işe yaramıyor. Kendisine uynalar sadedce Hz. Hatice validemiz ve
İmam Ali ( a.s. ) efendimizdir.
Çünkü, Hz. Abbas ( a.s. )'ın "Vallahi" diyerek and veriyor ve bu dinde şu üç
kişiden başka kimselerin bulunmadığını bilmediğini söylüyor.
Yine Te'vil yapılacak mesele de durulacak "Te'vil" ile kapatılacak basıt
değildir. Bununda misalini ve belgelerini gelin hep beraber ve birlikte görelim.
Tabii ki sizlerin kendilerinize iman duygusunda ki güveniniz varsa ? Biraz
yukarda Hz. Abbas ( a.s. ) ile Ebu Süfyan'nın Yemen de bulunduklarını
söylemiştik. Halbu ki, eğer Ebu bekir ilk müslüman olmuş olsaydı ve Hz. Abbas (
a.s. ) ile Ebu Süfyan Mekke'ye döndüklerinde bunların Ebu bekir'in ilk
müslümanlardan olduğunu bilmeleri gerekirdi ki katiyen beyle bir ilk iman
edenlerle Ebu bekir'in alakası ve bağlantısı yoktur. Zatende biz bu konun
uzamasında ki belge ve kaynakların sergilemesinde de konumuzu uzatacağız al ile
ak belli olsun diye. Mü'min ile Münafıklar bir birilerinden ayrılsın.
1-- ) Nesai, Hasais kitabının 3 .ncü. sayfasında,
2-- ) İbn-i Mace, sahih'inin 12 .nci sayfasında,
3-- ) Şerif Radiy Hz.leri Nehcü'l-Belağa kitabının 65 .nci sayfasında ki, Cenab-ı
İmam Ali ( a.s. ) efendimizin şöyle buyurduğunu beyan etmişlerdir.
Ben , Allah'ın Kuluyum. Resulullah'ın kardeşiyim. Sıddık-ı Ekber benim.
İnsanlardan Yedi Yıl önce iman ettim ben.
Lütfen akıl ve iz'anlarınızı hareket'e geçirin. Elbette ki tarih-i kayıtlar
sadece bunlardan ibaret değillerdir. Tekrarlamak gerekirse sizleri imandırmak
için İlla'da ZELZELE-veya TUFAN- BELA-KASIRGA gibi olayların ceriyan etmesi
gerektirmediği gibi'de Keramet ve mücije göstermeye gerek yoktur. Ama istersemiz
sizlerin inandıklarınızın veya sizlere biz keramet ve Mücije gösterebiliyoruz
diyenlerin davet edip kerametlerimizi gösterelim.
Eğer tekrar müsade ederseniz, bu YEDİ SENE üzerinde biraz duralım
HAK emanetten ve Hak iman'dan nasib almayı Red ederek, kendinize Hak İman kabul
ettiğiniz hak İman bağlısı ve Ehl-Sünnet'tinde ihtibar ettiği ve hatta
Kur'an'dan da üstün tuttuğu değerli bir eserin üzerin de duralım. Ebu Hanife'nin
Müsned'ini size getiriyorum :
İstanbul Sümbül Matbaası'nca basımı yapılan MÜSNED-İ EBU HANİFE'nin 181 .nci
sayfasını açınız :
Ve aynı beyanı, İstanbul Maarif Kitaphanesi'nce neşri yapılan ve LÜTFÜLLAH
AHMED'İN yazdığı HZ. MUHAMMED ( s.a.v. )'ın HAYATI ve KURDUĞU DİN'İN ( Yani
DEVLET'İN ) ESASLARI kitabında da bulacaksınız.
Müsned-i Ebu Hanife'den aynen şu gerçeğe bir nazar edin :
Bugün, Sünni kardeşlerimizin en muttebir olarak kabul etmeleri mutlak şart olan
ve İMAM-I AZAM lakabı ile Ebu Hanife, Müsned kitabında şöyle bir beyan
bulunmaktadır.
"Yekulu Ali'y-yün Aleyhisselam. Ene Evvelü Men Salla. Maa Resulullah."
Bizzat Ebu Hanife tarafından yazılan Müsned kitabında bu beyan, TAM YEDİ ŞEKL'DE
yazılmıştır.
Şimdi biz bu mevzunun yani kelimelerin manalarına veya anlamlarına gelelim :
Ali ( a.s. ) dedi ki : "Ben, Peygamberle namaz kılanların ilkiyim."
Bugün kendilerinin İslam A'limi olarak halka tanıtıp ve aynı zamanda da
kendilerini İslam açısından en büyük ulema olarak insanlara kanıtladıkları aynı
sevyede kendilerinin İslam-ı icmainin yönetmenliğinde kendilerinin herkesçe bir
büyük Mezhep imam-ı olarak kabul ettikleri değerli bir zattın'da mensubu
oldukları halde isteyerek müslüman halklar kitlerini kandırmaktan da geri
kalmamışlardır.
Ve yine lakin görmekteyiz ki, eline kalem alan Sünni kesiminin alimleri hiç bir
gerçekle alakası olmayan bir ilgisininde bulunmadığı ve aynı zamanda da Hz.
Muhammed ( s.a.v. )'ın tarafından da hiç bir zaman ilk müslümanlar makamına
getilirdiğide kesinlikle bağlantısı olmayan Ebu bekir b. Kuhafe'yi İmam Ali (
a.s. )'ın önüne geçirmeye şiddetle özen gösteriyorlar.
Öyle ise biz de, bunda bir ard niyyet aramamakta olmak şartuyla ve yine onların
kendi öz kaynaklarından kendilerin öz ve öz kabul edilen belgelerden onlara
cevap verelim.
Değilmi ki, bazıları bu mesele üzerinde ısrarla durmaktadırlar ki kendi
açılarınca kendilerini faydaları olduğu için, elbette ki, bu ısrarları içinde
bir aksuar maksadları gizledikleri ve biz, bu gizliliği meydana çıkarmakla da
kararlı olduğumuzu , Müslüman halklar kitlerinin aşıkar bir şekilde
bilinçlemelerinin kendimize bir görev olarakta görüyoruz.
Hz. Ali ( a.s. )'ın her kesten önce ve "İlk iman ettiği" hususunda devamlı
telkinler yapılan Ebu bekir b. Kuhafe'den , Yedi Sene önce iman ettiğinin
gerçeğinin , belgelerle ortaya koyacağız ki sağlıklı bir İslam-i eğitim mümkün
olması ve eğitim eksikliğinin temelleri oluşturduğu haksızlıkların giderilmesi
ve yepyeni bir İslam'ın daha sağlıklı anlaşılması mümkün olsun.
1-- ) Elinize, Mısır'da Meymeniyye Matbaası'nca 1313'de basımı yapılan Müsned-i
Hambel kitabının birinci cilt, 159 .ncü sayfasını havi eseri alın lütfen :
2-- ) Ve yine kendi kaynaklarından olan ve elinize, aynı matbaaca bastırılan
Müsned-i Hambel kitabının cilt. 1. sayfa. 209, cilt. 3. sayfa : 331-349, cilt 4.
sayfa . 370-371.de beyanı yapılan kitapları alınız.
3-- ) Ve yine elinize Mısır Vehbiyye matbaasınca 1280'de basımı yapılan İbn-i
Esir'in yazdığı Üst'ül Gabe. Fi Marifetis-Sahabe kitabuının 4. cilt alınız ve bu
kitabın 16-17 .nci sayfalarını lütfen açınız.
4-- ) Ve yine elinize , İstanbul , Matbaa-i Amire'de 1268'de basımı yapılan
Mevlana Ataullah Cemal-ül Hüseyin-i' nin yazdığı, Manisa'lı Beylizade'nin
tercümesi yaptığı Ravzatü'l Ahbab kitabının 1 .nci cildinin 81 .nci sayfasını ve
2 .nci cildinin . 7 .nci sayfasını açınız lütfen ve Allah rızası için de olsa
bir sefere mahsus okuyun.
5-- ) Ve yine elinize, İstanbul Maarif Kitaphanesi'ice basılan ve Lütfullah
Ahmed efendinin yazdığı Hz. Muhammed ( s.a.v. )'ın Hayat'ı ve Kurduğu Dinin
Esasları kitabını alınız ve bu kitabın 63-64 .ncü sayfasına bakınız.
"Aliy'yün Künyetühu ebul Hasan Ahi Resulullah ve sahruhu ata Bint-hi Fatıma
Seyyideti nisail-a'lemiyn ebüs-sibtayn ve hüve evvelü Haşimiy-yün min Haşimiyyen
ve hüvel evvelüna's-e Fiy kavli kesir'in minel Ulem. "
Meali ile açıklaması da şöyledir :
" Ali'ki, künyesi Ebü'l Hasan'dır."
"Peygamber ( s.a.v. )'ın dünya ve ahiret kardeşi ve O'nun kızı dünya âhiret
kadınlarının hanımı "Fatıma ( a.s. ) 'ın kocası olmakla damadı ve Peygamber'in
iki torununun babası ve Haşimi'lerin birincisidir. Ulema dan çocuğunun tasdik
ettiği veçhile, halkın İlk Müslüman olanıdır."
Ve yine elinize Mısır Vehbiyye Matbaası'nca 1280 hicri yılında basımı yapılmış
olan ve Ehl-i Sünnet içinde üstün bir yere sahip olan değerli araştırmacı yazar
ve ulema'dan büyük âlim olan saygınlığını insanlarda bir nebzede olsa da
olgunluk mertebesinde oturtmasını bilen değerli İbn-i Esir'in yazdığı Üsd-ül-
Gabe Fi-Marifetis-Sahabe isimli kıtabın 4.ncü cildini alınız ve bu kitabın 16.nci
sayfasını açınız.
Ve değerli İbn-i Esir, bu değerli eserinde, şöyle bir hadis rivayet'i vardır ve
aynısını alıyoruz ve siz değerli ihsan ehli müslüman araştırmacılara sunuyoruz :
EBU EYYÜBU ENSAR-İ DEDİ Kİ ;
"Peygamber ( s.a.v. )'ın buyurdu ki, "Muhakkak meleklei bana ve Ali'ye yedi yıl
salavat gönderdi." Çünkü o zaman da Ali'den başka katiyyen hiçbir kimse, benimle
birlikte namaz kılmadı."
Prof. Abdülbaki Gölpınarlı'nın yazmış olduğu "Sosyal açıdan İslam Tarihi'nin ve
51 .nci sayfasını açınız.
"İnsanlardan en çetin belâya uğrayanları peygamberlerdir , Onlardan sonra temiz
ve özü doğru kişilerdir ; onlardan sonra da, onlara benzeyenler ve benzeyenlere
benzeyenlerdir." ( Hadis : Câmü'us -Sagıyr, Mısır - 1321 hicri yılı c. 1, sayfa
. 35. )
Hz. Resulullah ( s.a.v. )'ın halkı da'vete başlar başlamaz, erkeklerden ilk
olarakta Hz. İmam Ali ( a.s. ), Kadınlardan da Hz. Muhammed ( s.a.v. )'ın
Zevcesi Hz. Hatice ( a.s. ) Müslüman olmuş, O'na inanmış, uymuş ezeli imanını
izhar etmiştir.
Ve yine Ehl-i Sünet alimlerinden olan büyük bir mücteyid değerli Tirmizi,
Müstedrek-i Sahihayn, Müsned, Kenz'ül Ummal gibi hadis kitaplarıyla, İsabet-İstiab-Üstül
Gabe gibi sahabelerin hal tercümelerini bildiren kitaplar ve Tarihler, bu
hususta müttefiktir. Nesai, Hasais'inde Hz. İmam Ali ( a.s. )'ın Ben Allah'ın
kuluyum. Resulullah'ın da kardeşiyim. SIDDIK-I EKBER'de benim. İnsanlardan yedi
yıl önce iman ettim ben dediğini zikr eder. Sayfa. 3.
"İbn-i Mace'ni Sahihiyn'de ( sayfa 12 . de ) aynı mealde bir hadis de vardır :"
"Üstgabe, Ebu Eyyüb'ül Ensari' den Hz. Peygamber ( s.a.v. )'in Melek bana ve
Aliy'ye yedi yıl salavat getirdiler. Çünkü benimle, ondan başka ve "Hz.
Hatice'den müstesna" namaz kılan yoktu buyurduğu rivayet eder. C. 4. sayfa . 18.
Ve yine elinize ,İmam âzam olarak andığınız Ebu Hanife'nin yazmış bulunduğu ve
Dilek Matbaasında basılıp Şamıl yayınlar arasında neşr edilen 1978 yılı baskısı
Müsned-i İmam-i âzam Ebu Hanife kitabının 219 .ncü sayfasını açınız.
Ve yine biz, burada ki beyanının aynısını alalım.
365/15 Hadis :
"Hz. Ali ( a.s. )'ın yakın arkadaşlarından Habbe İbn-i El Üreni'nin şöyle dediği
rivayet edildi diye yazılı :"
"Ali'nin şöyl dediğini kendisinden işittim."
( Ben İslam-ı ilk kabul edenlerdenim ve ben Resulullah ( s.a.v. )'ın ile ilk
namaz kılanım ).
İnkari Mümkün Olmayan İki Tane Belge ve
Sa'd b. Ebu Vakkas'n Beyanı :
Lütfen şu anda yapacak olduğumuz tarihi beyanları, daha öncekileri ile
değerlendirdiğimizin en az iki misli olarak değerlendirin.
Çünkü biz burada , bütün tarihlerin Hadis kaynakları ile belgelerinin
karşılaştırmasını yapıyoruz ki Kur'an ve Ehl-i beyt çalışmalarımızda her hangi
bir yanlışlık veya kötü yönlü bir hadiselere yol açmasın.
Bundan tam 1421 yıl önce geçmiş olan olayları bilmemiz öğrenmmemiz için mutlaka
ve mutlaka Tarih ve siyerlere eğilmemiz lazım gelecektir.
Ancak bu aşama ile geçmiş tarihlerin beyanlarının hepsini de "Mutlaka doğrudur"
çizgisinin için de muteale etmek, ancak aptalık olur kanısındayız.
Biz de, Tarihçilerin siyerlerin ve hadis kitaplarının için de yer alan bütün
mevzularının birbiriyleriyle karşılaştırmasının bir süzgeçleşmesinin ön
eleştirilmesinde ki, karşılaştırmalarınında zorunlu olduğuna kanaat getirilerek
doğruluk veya yaplış paylarının gerçeklerin eşiğinde detaylı bir çalışma
yapıyoruz.
Ve yine görmekteyiz ki, zamanımızın "En mutebir olarak" kabul edilen ve bunun
içinde de ( Din- Diyanet ) mensuplarının da ( Hassaten ve Hassaten ) yani kasden
tavsiye ve telkinler yapılan bazı kitaplar bulunmaktadırlar.
İşte bizce , Müslümanlar "çok değerli olarak taktim olunan" bu kitapların geçmiş
bazı beyanları üzerin de tahliller yapacağız inşallah.
"İlk İman'a gelenler" mevzuları veyahutta konuları hakkında bu kitaplara geçen
bazı beyanlar arasında arayacağız. Umarım ki gerçeklerin eşiğinde de siz değerli
müslüman kardeşlerimede bir ışık tutacağız kanısındayız.
Ve yine zatı haliniz olan ve hepinizin de bilgisinden kaçmayan ve aynı zaman
birimin ihtibarıyla çok sayıda eserler veren ve aynı zamanda da Kur'an tefsirini
ve İslam Tarihini yazan ve verdiğimiz gibi de Türkiye cumhuriyetinin din ve
diyanet mühaşerliğinde de görevler yapan sayın M. Asım Köksal ve buna benzer
daha sayısızca ilim adamları veya kendilerince kendilerine uyguladıkları çok
yüksek ve değerli bir makam olan Âlim'ler makamını teşkil ettileri makam.
Ve yine konumuza devam ederek "zatı âliniz, bugün, gerçekten de geniş kapsamlı
bir İslâm Tarihi yazmışlardır.
Yazmış oldukları İslam tarihi'nin Mekke Devri bölümünün 151 .nci sayfasındki bir
beyanın aynısına dokunarak ve onun üzerinde bir tahlil yapmak şartıyla konumuzu
açmak istiyoruz.
Hz. Ali ( a.s. ) Zübery, Talha ve Sa'd b. Ebu Vakkas. Aynı yılda doğmuşlardır.
Biz sizin bu beyanını gerçek olarakta kabul edelim :
"Ve bu beyan da, gerçektir."diyelim
Bu satırlarımızı okuyan müslümanlar ve bu konular hakkında araştırma yapmak
isteyen değerli arkadaşlar da "Hz. Ali ( a.s. ) Zübery, Talha ve Sa'd b. Ebu
Vakkas aynı yılda doğmuşlardı." Beyanına çok dikkat etmelerini istirhan
edeceğim.
Çünkü bu hususta ilim teatileri etmenin Büyük veballere müstenid olduğunu kabul
eden bir kul'um.
Şimdi biz, bu dört kişi arasında Hz. Ali aleyhisselam efendimizle Sa'd b. Ebu
Vakkas'la mükayese edelim.
Önce , İmam Ali ( a.s. )'ın, ( kaç yaşında İslâma geldiğini ) tarihi kayıtlardan
kaynaklarıyla belgeleyelim.
1-- ) Biz, bu günün müslümanlarının ekserisinin pek çok muteber kabul ettikleri
"Envar'ül Aşıkın isimli kitaba bakalım.
Bu eser Türkiye'de yüzlerce İslâm-i ! Eserlere imzasını atmış olan
yayınevlerinden "Çile Yayınlarınca " 1977 yılında basımı yapılan Envar'ül Aşıkın
isimli eseri elinize alınız.
Bu kitabı sadeleştiren, H. Mahmud Serdaroğlu ile A. Lütfi Aydın olup, eseri
takdim ve önsüzü yazanda M. Şevket Eygi efendi beydir.
Ve bu kitabı elimize alıp 270.nci sayfasını açıyoruz : Aynen alıyoruz ve
okuyuruz.
İmam Begavi tefsirinde, İshak b. İbrahim'dan anlattığına göre, erkeklerden ilk
müslüman olan Ebu bekir, kadınlardan da Hz. Hatice ( a.s. ) ve çocuklardan da
Hz. Ali ( a.s. )'dır.... Hz. Ali on yaşında müslüman olmuştur...vs.
2-- ) Ve yine aynı kitabın Sağlam Yayınları arasında 1974 yılında ki basımında
da 350 .nci sayfasında, Hz. Ali ( a.s. )'ın on yaşında beyanı vardır.
3-- ) Konya, can kitapevin'ce 1973 yılında tercümesi ve neşri yapılan Taberi
Tercemesi'nin 1.nci cilt 349.ncü sayfasında da Hz. Ali'nin ( on ) yaşında iken
müslüman olduğu beyanı yer almaktadır.
4-- ) Şu anda hazır bulunan Sayın M. Asım Köksal bey efendinin yazdığı İslâm
Tarihi külliyesinin Mekke Devri bölümünde, "Hz. Ali ( a.s. )'ın Müslüman olduğu
zaman Sekiz- On yaşlarında idi." denilmektedir. Bakınız sayfa- 140.
5-- ) Müslümanları Hurafeli beyanlarla uyutan ve Bedir yayınları arasında neşr
edilen ve Ehl-i Sünnet halkının arasında hatta Kur'an'dan daha üstün tutulan
Dört Büyük Halife isimli kitabın 241 .nci sayfasındaki beyana bakacak olursak ,
aynen şöyle yazılıdır. "Yine rivayet edilmiştir ki, üç yaşına girince Resulullah
( s.a.v. ) ile namaz kıldı. Ebu Talib bir şey söylemedi."
Yani bu değerli kitabın kavline göre Hz. Ali aleyhisselam efendimiz İslâm'a
geldiğin de üç yaşın da olduğu rivayet edilmekte imiş."
Ne yazık ki ve aynı kitabın, bu defa da 19.ncü sayfasında "İslâm güneşinin Hira
dağı ardında Mekke'ye ve oradan da Cihanın afakına gülmeye başladığı da Hz. Ali
Sekis- on yaşlarında bulunyordu..........."diye beyan yapıp , Hz. Ali'nin Sekiz-
on yaşlarında iken müslüman
olduğunu kesinlikle beyan etmektedir. Bu insan oğlunun aklına gerçekten önemli
bir nokta takılması gerekir ki bu gibi hain insanların insan grubunda
olmadıkları gibi de insanlar da değillerdir. Çünkü bunların kendi açılarınca
kendileri birilerini savunurken bir kaç sayfa sonrada kendi kendilerini
çürütmeye gerek görmeden kendi yalanlarını kendileri ipatlamaktadırlar.
6-- ) Diyanet yayınları arasında neşr edilen Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i
Sarih Tercümesi kitabının 3 .ncü baskı 4 .ncü cilt, 1972'de Ankara Başnur
matbaasında yapılan baskının 41 .nci sayfasında şöyle denilmektedir :
( ..... Murteza, Haydar, Esedullah lakablarıyla yad olunmuştur. )
" Bi'set'ti Muhammedityyenin ikinci günü oniki yaşında Müslüman olmuştur...."
Hemen belirtelim ki Sahih'i Buhari' ye derç edilen bu beyani tamamen hilafi
hakikattir. Sadece kandırmacadan ibarettir.
Ama biz, şimdiki değerlendirmemizde bu beyanıda tahlile tabii tutacağız
inşallah.
Şurası kesindir ki, Hz. Ali Aleyhisselamın İslâm'a gelişindeki yaşının üç yedi-
Sekiz ve on ve yine nihayet oniki olduğu hakkında ki beyanlar bugün mevcut bütün
kitaplarda sarahhetten zikr edilmiş ve ispatlanmıştır.
Şimdi de, Sa'd B. Ebu Vakkas'ın İslam'a geliş yaşını tahlil ve inceledikten
sonra , acaba Bu zat Ebu bekir'den önce mi müslüman oldu yoksa ondan sonra
müslüman oldu bu konuyu biraz derinleştirelim.
SA'D B. VAKKAS'IN İSLÂM'A GELİŞİ HAKKI'DA GÖRÜŞLER :
Bu konu hakkında değerli araştırmacı arkaşlarımız ve İslam bilim adamlarını iyi
düşünmesini temeni ederken öbür taraftan'da Türkiye'de en mutebir olarak kabul
edilen ve bugün kü Diyanet'çe tercümesi yapılan Sahih-i Buhari ve buna benzer
diğer Ehl -i Sünnet alimlerinin yazdıkları tüm kitaplarının "Türk Tarih kurumu
basımevi'nce " 1972 yılında basımı yapılan 2 .nci cilt ve 3 .ncü baskı, da sayfa
722'de aynen böyle bir beyan bulunmaktadır.
( Hz. Sa'd R.A. Resulullah ( s.a.v. ) dayızadelerinden biri olmuş olur. Sabık-ını
evvelinden ve Aşere-i Mübeşşere olarak isimleri zirk olunan bahtıyaranı ashabdan
biri ve bunların ahiret'e en son intikal edenidir. ( Sene 55 ) Da'vet-i
nebeviyyenin evail-i ayyamında onyedi yaşında iken iman ile şerefyab olmuştur. )
Ve yine aynı bu gün kü diyanet yayınlarınca neşr edilen Sahih-i Buhari
Tercümesi'nin 4 .ncü cilt, 3 .ncü baskı Ankara Başkur Matbaasınca ve yine 1972
yılında neşr edilen eserin 413 .ncü sayfasını lütfen açınız :
Ve tekrar bu sebeple bulunan beyanın aynısını veriyoruz :
Sa'd İbn-i Vakkas, Ashab-ı nebi aleyhisselam'ın güzide simalarından birisidir.
Aşere-i Mübeşşereden'dir. Yedinci olarak İslâm'a girmiştir. Müslüman olduğunda
onyedi yaşında tuvana bir gençti....
Yani bugün en mutebir kabul edilen bir kitabda ki, beyanlara bakacak olursak
Sa'd b. Ebu Vakkas hz.leri Müslüman olduğunda ( onyedi ) yaşında olduğu kesinlik
kazanmaktadır, onların getirdiği kaynak ve belgelerle.
Ve elimize başkaların görüşlerine ve aynı zamanda da başka belgelere bakalım :
Ve yine Türkiye'de tanınmış ve sayısız kitaplara imzalarını atmış değerli bir
Ehl-i Sünnet yayınevine gidelin ki buda meşhur "Bedir" yayınlarınca neşr edilen
ve 1966 yılı baskısı Kısas-ı Enbiya kitabını 1 .nci cild'ne bakalım. Bu kitabın
279 .ncü sayfasını aynen açıyoruz :
Sa'd İbn-i Vakkas hz.leri kara yağız. Uzun boylu, gövdesi çok kıllı idi. Onsekiz,
ondokuz yaşlarında iken İslâm ile müşerref oldu.
Ve yine, en yetkili bir kalem olan, yani Diyanet teşkilatın'da en yetkilisi bir
görevden emekli bulunan değer Sayın M. Asım Köksal bey efendinin kaleme aldığı
ve yazdığı İslam Tarih-i külliyesinin meşhur olan Mekke Devri kitabının
bölümündeki bir beyanına bakalım :
1973 yılında İrfan yayınları arasında kaleme alınmış ve neşr edilen bu değerli
kitabın 164 .ncü sayfasını açıyoruz ve aynen kaydımıza geçiyoruz :
Sa'd B. Ebi Vakkas, Müslüman olduğu zaman 17 Yaşında idi "19 yaşında diyenler de
vardır" diyor. Sözü fazla uzatmadan asıl konumuza dönelim. Bence daha uyun olur
kanısındayım .
Bu gün piyasaları ellerinde tutan bütün Tarih ve siyer kitaplarında , Hz. İmam
Ali ( a.s. )'ın 3-7-8-10-12 yaşlarında iken Müslüman olduğunun beyanı
bulunmaktadır.
Keza, Sa'd b. Ebi Vakkas'ında 17 veya 19 yaşlarında iken Müslüman olduğunun
kesin belgeleri bulunmaktadırlar ki :
Şimdi biz bu hususu, yine en yetkili kişi olarakta tanınan değerli ve Sayın M.
Asım Köksal efendinin getirmiş olduğu belge ve kaynaklarıyla bir değerlendirme
yapalım.
"Değerli ve büyük alim çağımızın en son ve mühtebir Tarih araştırmacılarında
biri olup ve aynı zamanda da bu asrın en geniş ve belgelerle değerlendirdiğimiz
bir Tarih Külliyesinin , bir İslâm Tarhi serisinin yazarıdır."
"Hz. Ali ( a.s. )'ın 8-10 yaşlarında Sa'db. Ebi Vakkas'ında , 17- veya 19
yaşlarında iken Müslümanlığı kabul ettiği, kitablarında da sarahaten
zikredilmiştir."
Biz tekrar bu kaynak ve belgelerin ana kaynağı olan değerli Sahih-i Buhari
kitabının kavli de, sizin beyanınız doğrulamaktadır, döşünelim."
"Ve şu halde, biz de, önce ilk rakam olan üzerinde duralım."
Yani İmam Ali ( a.s. ) ( Sekiz yaşında ) Sa'd b. Ebi vakkas ise ( onyedi )
yaşlarında iken müslümanlığı kabul ettiklerini kabul edelim.
Böylece bir arşiv değerlendirmesini yaparsak her ikisinin arasında ( Tam Dokuz
senelik bir zaman ) farkı olduğunu ortaya çıkarmış oluyoruz sanırım . Bunların
bir değerlendirmesinin tekrarını yaparsak İmam Ali ( a.s. ) 'ın 10 yaşında Sa'd
b. Ebi Vakkas'ın da ( 19 ) yaşında iken müslüman olduğu üzerinde duralım.
"Ve yine sizlerin istekleri üzerinde de bir değerlendirme yapsak ve yine sizin
görüşünüzün üzerinde akıl yorsak yine de arada bir dokuz sene zaman farkı vardır
?"
"Malumuzdur ki, Sahih-i Buhari kitabının müellifi veya mütercini efendileri Hz.
Ali ( a.s. )'ın 12 yaşında iken müslüman olduğunu iddia ediyorlar."
" Ve yine aynı kitabta Sa'd b. Ebu Vakkas'ında 17 yaşında iken müslüman olduğu
hususunda kesin beyanları vardır."
Şu halde, bu hesaba göre de tahlil yapacak olursak, yine arada tam ( Beş )
senelik bir zaman birimi vardır. Öyle ise ?"
Lütfen her ikisinin arasındaki Beş-Dokuz senelik zamanı iyi değerlendirelim ve
asla unutmayalım.
Şimdi de, gerek Sahih-i Buhari'nin ve gerekse türk İslam araştırmacıarın kesin
noktadaki beyanlarına gelelim. Bugün kü Türkiyemizde kendilerini islam
alimlerinin oynaktıkları kalemlerin de suç veya suçsuz olmadıkların kelimelerin
oyunlarına bir tekrarlanmasına bakılım.
Ve ilk önce Sahih-i Buhari'nin belgelerine bir göz atalım. ?
Yine bugün kü türkiye Diyanetlerince basılan Sahih-i Buhari'nin 2 .nci cildini
722-723 .ncü sayfasında bir belge alalım. Ve aynen alıyoruz :
İslamda ki, kıdemi Buhari'nin kendisinden rivayet ettiği ( Ben yedi gün kadar üç
müslümanın birisi olarak kaldım ) hadisinden anlaşılabilir ,demek ki, içlerinden
Aliyyül Mürteza...... da dahil olan Ehl-i Beyt-i Nübüvvet'ten başka henüz yalnız
Zeyd b. Harise ile Ebu bekir davette icabet etmiş bulundukları sırada müşarün
ileyhimaya üçüncü olarak iltihak etmiştir.... ) deniliyor.
Ve şimdi souyoruz Buhari'nin kitabında bu yazı aynen bulunmaktadır efendim.
Sayın M. Asım Köksal'ın Sahih-i Buhari'den daha yetkili olması lazım ki, kendi
kitaplarında bu konuların detaylarının inceliyor. Belkide Buhari ile sayın M.
Asım köksal'ın zaman birimi birbirilerinden ayrı zaman birimi farklıklarından
dolayıdır ki bu zat böyle bir çalışma zeminin içinde kendisine uygun olarak
böyle bir girişimde bulunuyor sanırım.
"Sizin eserinize göre de Sa'd b. Ebi Vakkas'ın bir beyanı vardır ve bu beyan,
Sahih-i Buhari'nin beyanına denk düşmektedir."
"Siz de yazdığınız İslam tarihi külliyesinde Mekke Devri bölümünde İrfan
yayınlarınca 1973'te basımı yapılan kitapta, 164 .ncü sayfasında şöyle beyan
yapmak gereğini buldunuz. Ve yine bu beyanı aynen alıyoruz dikkat buyurunuz
efendim :
"Sa'd B. Ebi Vakkas'ın kendisinde ( Ben İslâm'a üçünçü idim. Yedi gü kadar üç
hür Müslümanın birisi olarak kaldım ) dediği, kadın-Erkek-Hür- Köle
Müslümanların yedinci olduğu da rivayet edilmiştir diyorsunuz."
Kitabta ki beyan sayın M. Asım Köksal bey efendini beyanıdır efendim ?
Şimdi de her ne kadar başka delillere lüzüm yoksa da, bu yedi gün kadar beyanını
bir başka şekilde beyan etmeye kalkışan bir diğer yetkilinin kitabına bakalım.
Ve yine ellinize , İstanbul, Yüksek İslâm Enstitüsü Siyer ve İslâm Tarihi
öğretim Üyesi değerli sayın M. Zeki Canan'ın yazdığı ve 1977 yılında Yelken
Matbaası'nca basımı yapılan İslam Tarihi'nin 1 .nci cildine bakalım efendim :
Bu kitabın da 555 .nci sayfasında aynen şöyle bir beyan bulunmaktadır :
Hz. Ali ( a.s. ) bir rivayet şöyle der ( Resulullah ( s.a.v. ) benden önce üç
kere ibadet etmiştir. Ben ise herkesten önce yedi kere ibadet ettim ) diyor. Ve
yine bu beyanın üzerinde bir nebze duralım. Ve sayın M. Asım Köksal :
Bizzat sizin ve Sahih-i Buhari'nin beyanınca da sabit olmaktadır ki, Sa'd b. Ebi
Vakkas, ( Ben İslam'da üçümcü idim. Yedi gün kadar üç hür Müslümanın birisi
olarak kaldım ) diyor. Yani , tarihi kayıtlara göre, Sa'd B. Eb. Vakkas, 17 ve
ya 19.ncü yaşlarında İslam'a geldiğinde, kendisinden önce iki kişi İslam'ı kabul
etmiş ki, kendisi de üçüncü olarak gösteriyor. İfade'den bu mana çıkmaktadır
öyle değil mi değerli araştırmacı arkadaşlar ve aklı selim müslümanlar ?
Ve yine aynı şekilde konularımıza devam edersek yalnız bunun yanında da bir
tipsali örnekle şekillendirelim belkide akılları başlarına gelir sanırım :
"Siz bulunduğunuz bir köyden veya mahaleden veya kasabadan, birisinin
kılavuzluğu ile bir başka köye yaya kasabaya gitseniz, size kılavuzluk eden
şahıstan başka o köye giden veya şehre giden olmasa, sonradan siz etrafınıza
"Ben , Falancı köye veya şehre gidenlerin birincisiyim " deseniz, acaba doğrumu
şöylemiş olursunuz ?
"Yanlış olur efendim. Çünkü beni o köye veya şehre götüren kılavuzu hesap dışı
tutarsam , yalan söylemiş olurum ."
Bu açıdan sayın değerli M. Asım Köksal . Şimdi yazdıklarınızı toplumumuzun
yüksek vicdanlarına hitab ederek bir başka misal getiriyorum.
"Siz veya sizin gibi kelime oyunlarını yapan insanların sizi örnek göstermek
istediğimin sebebi, son asrın ve kaynaklarla dolu bir kitap yazmanızdandır."
"Siz dünyada eşi ve emsalinin bulunmadığı bir tepsi baklava tatlısının
yapıldığını ve Ebbediyyen dillerden ve gönüllerden çıkmayacak olan bu tatlıdan
yemek üzere sizi tevşik ve tavsiyeler yaparak götüren birisi ile gitseniz, o
tatlıdan yeseniz, sonra etrafındakilere o tatlıdan yediğinizi iftiharla
söyleseniz "Ben o Tatlıdan yiyenlerin birincisiyim. O Tatlıyı ilk olarak ben
yedim" deseniz, bu iddianız doğru mudur ? "
Sayın M. Asım Köksal cevaben değerli sayın Prof. 1400'üze Doğru değildir
efendim. Ben, o tatlıyı yemeye teşvik eden kişiyi hesap ve beyan dışı bırakmış
olurum.
Yani, size o tatlıyı yemeye tevşik eden kişiyi de hesab katarak "O tatlıyı ilk
yiyenlerin iki kişiden birisi benim " dersiniz ?"
Evet efendim.
Sa'd b. Ebi Vakkas, Bizzat Ebubekir B. Kuhafe ile birlikte ve onun teşvikyle ve
telkini ile İslâm-ı öğrenmek üzere Peygamber ( s.a.v. ) efendimize
gidiyorlarmış. Lütfen buna doğdoğru bir cevap verin veyahutta bunu doğrulayım.
"Sa'd b. Ebu Vakkas, bizzat Ebubekir b. Kuhafe'nın telkini ve teşkili ile İslam
olmuş. Bu hususta , gerek sizin yazdığımız Tarih külliyesinin Mekke Devri
bölümünde, gerekse Kısas Enbiya, Kıtabının Bedir yayınları arasında neşr edilen
1.nci cilt, 64.ncü sayfasında, ve mesela, İstanbul İmam Hatip lisesi
müdürlerinden Hayatı Ülkü beyin yazdığı, Çile-Türdav yayınları arasında 1977
yılında neşr edilen İslâm tarihi isimli kitabın 75 .nci sayfasında, yine
İstanbul
yüksek İslâm Enstitüsü siyer ve Tarih öğretmeni sayın Mehmet Zeki Canan beyin
yazdığı, Yelken Matbaasınca 1977 yılında yayınladığı İslam Tarihi kitabının 166.nci
sayfasında, Türkiyemizde münteşir Tercüman gazetesinin yayınladığı üç büyük
ciltlik Türk İslam Tarih-i kitabının 1.nci cilt, 235.nci sayfasında vs. vs.
kitablarda aynen beyan edilmektedir. Şimdi siz kalkıp bu yazılan beyanları
inkarmı edeceksiniz.
"Yazılan bütün kitablarda, Hak emanetin dışında kurulmuş bulunan bir düzenin
devamı için çırpınan bütün kitablarda, gerek Sa'd B. Ebi Vakkas ve gerekse
bazıları hassaten yani kasden çırpınmakta ve Ebu bekir b. Kuhafe'ni telkin ve
tevşik-i ile İslam olmuş gibi göstermeye çırpınmaktadırlar."
Biz bu gibi konuların üzerinde ilmi bir tartışma yapmak istemediğimiz gibide bu
konularda belgelerinde ört baş edilmesi olmasını istememekteyiz ki her şey
açıkça müslüman halklar veya müslümanım diyen insanlar tarafından öğrenilmiş
olsun. Tamm 1421 yıldan müslüman halklarını kandırıyorsunuz.
"Çünkü bu hususta, zamanın hüccetinin zuhurunda bütün gerçekler elbette ki
meydana çıkacak ve hak adaletini yerini bulacaktır."
Sa'd b. Ebu Vakkas, Ebubekir b. Kuhafe'nin telkini ve tevşiki ile Peygamber (
s.a.v. )'ın üzürlarına gitmiş beyanlarını yapıyorsunuz.
Peygamber ( s.a.v. )'ın Emr olunduğu İslâm dinini kabul ediyor.
"Sonrada, "Ben İslâm'da üçüncü idim. Yedi gün kadar üç Hür Müslümanın birisi
olarak kaldım" diyor."
Bu açıdan bakarsak yani kendisi 17 ve yahut da 19 yaşlarında iken İslâm'a
geldiğinde kendisinden sadece önce İslam-ı kabul edenlerin sayısı iki kişi imiş
ki, kendisinde üçüncü olduğunu söylüyor.
"Üstelik, kendisinden önce İslâm'a gelen o iki kişi ile de, arasında İslâm'a
gelme zamanı arasında ( sadece ve sadece Yedi gün kadar ) bir zaman bulunduğunu
Resmen beyan ediyor."
Sayın M. Asın Köksal'a soruyoruz bu mütala doğrumu'dur yoksa yanlıştır. Eğer
yanlış diyorsa bu belgelerin onun yazdığı İslam Tarih'inde ne işi var efendim.
Ve eğer doğru diyorlarsa neden bu güne kadar yalan söyleyip müslümaları
kandırdılar yoksa Bu şahıslar gerçekten de Allah'a inanmıyorlarda müslüman
halkları kandırdıklarını mı sanıyorlar. Ve biraz da bu konu hakkında burda
duralım, ve daha değişik kaynaklardan yine belgeler verelim.
"Sa'd B. Ebu Vakkas, kendisinden önce İslâm'a gelenlerle kendi arasında Yedi gün
kadar bir zaman bulunduğunu resmen beyan ettiğine göre, üstelik, İslam-ı kabul
ettiğinde yaşlarının 17-19 sıralarında bulunduğunu kabul edildiğine göre
demektir ki, Sa'd b. Ebu Vakkas Hz.leri İslâm'a 17 veya 19 yaşlarında geldiğinde
İslam-ı kendisinden önce kabul edenler iki kişi imiş ki, kendisi'de Üçüncü
olduğunu beyan ediyor. Doğrumu sayın M. Asım Köksal bey efendi ? doğrulayarak :
Doğru'dur efendim.
"Sa'd B. Ebu Vakkas, islam'a geldiğinde, resmi ve en muteber kabul edilen
belgelerine göre 17-19 yaşlarında oluşurdur."
Kendisi ile aynı yaşta olduğu tarihi belge ile sabit olan İmam Ali ( a.s. ) ise
8 veya 10 yaşlarında iken İslam'a gelmiştir.
"Şu halde, arada ki ( dokuz ) senelik zamanı nazaran alırsak, Sa'd B. Ebu
Vakkas'ın beyan ettiği ( yedi gün kadar ) ifadesinde İmam Ali ( a.s. ) olamaz."
"Prof. 1400. Sayın M. Asım Köksal'la sorduklarında kendilerine cevap
verilmemektedir nedenini sorarsanız belki de üzü utancından cevap vermek
istememektedir ?"
Bu gibi insanların sesiz kalması bu gibilerin insan aleminde inançlarının
bulunmadığıdır. Bunlardan biriside insanlıktan nasibini alayan bugün kü
medyasında ünlü olan Prof. Süleyan Ateş'tir bir taraftan Peygamber ( s.a.v. )'ın
kendilerinden sonra halifeler bırakmıştır demesi öbür taraftan da tarih
belgelerini inkar etmeden Usâme ordusunda, ve Usam'e b. Zeyd'ın komutanlığında
Ebubekir, Ömer ve Osman gibi insanlarında er olarakta asker
olduklarını hiç çekinmeden beyan etmişlerdir. "Hak emaneti hasıraltı edebilmek
için arada çevrilen kelime oyunlarının müsebbibi olmaktan sakınmaları da
gerekmezmi ?
"Başkalarının sağlıklarının gereği perhiz tavsiye eden bir doktor, şayet bizzat
kendisinin de Perhiz'e ihtiyacı varsa, asla ve asla Turşu yememeli'dir."
Ve aynı zaman da siz ve sizler bir devlet teşkilatının teşekkülünün en yetkili
kuruluşu olan ve bugün de Türkiye'nin en gövenir mertesi olan Diyanet işleri
teşkilatında en sağlam ve yetkili bir kalem ehl-i olarakta ortaya çıktınız. Ve
utanmadan da yalanlar isna edip İslam-ı kırlettiyorsunuz efendim.
"Kalabalım ve büyük bir topların etrafına toplanmasını sağlayan ve aynı zamanda
da kendisini insanlara alim olarakta kabul ettirmiş e tesadüflerinin saiki ile
kitaplar yazan, mesela bir Necip Fazıl Kısakürek gibi değilsiniz. Burda aklıma
gelmişken bir cevap vermek isterdim ama gerek görmiyerek kitabımız olam
Kur'an'dan bir ayet vermeyi daha uygun buldum. "
"Kendilerine Tevrat yüklenenler, Sonra da onun'la amel etmiyenler, eşeğe
benzerler ki, koca-koca kitaplar taşıma'da ; Allah'ın delillerini yalanlıyan
topluluğa getirilen örnek, ne de kötü bir örnek ve Allah, Zâlim topluluğu doğru
yola sevketmez."
Ve İmam Ali ( a.s. )'ın bir hadisi ile cevapsız bırakmıyalım "en büyük fakirlik
ise cahillik'tir." Bu ayette ki kullanılan kelimelerin sadece Tevrat'ı okuyan
insanlar değildir bunun yanında da kendi öz Peygamber ( s.a.v. )'ın Ehl-i
Beyt'inide katl edip onların hakklarına tecavüz yapanlarında bunların yanında da
böyle kişilerin müdefasını yapanlarında tabiri tayiz ise eşekten farkları
yoktur.
"Toplumumuzda sizi ve sizin gibilerin sayıları az değildir. Sizin Hakk emaneti
hasıraltı etmek için insanların aklı almayacak şekilde kelime oyunlarına
başvurmalarınızın elbet'teki Vebali, sizi küfre götürmekten başka bir şey
değildir.
Bu ve bu gibi meselelerei, öylesi Lüks- Süslü ve yağlı Cilali boya gibi
kelimelerle geçiştirilecek meseleler'de değildir.
Ve Kur'an ve Ehl-i Beyt okuyucuları İslam tarihi çalışmalarımızı okuyan bütün
Müslüman toplumu gösterdiğimiz belgelerin ışığı altında sizleri yargıliyacak ve
sizlerden hesap soracaklardır. Öbür dünya aleminde de Allah'u Teala'da sizlerden
tekrar kendi görevlendiridiği Peygamber'i üzüründa siz ve sizlerin yanlış
yönlendiren o insanlarla beraber sorguya'da çekecektir.
Gerek İlk rakamlara ve gerekse son rakamlara göre hüküm verilecek olursa, aynı
yıda doğan ( veya doğmasa bile ) aralarında İman etmek bakımından tam ( Dokuz
sene ) bulunan bir İmam Ali ( a.s. ) ile Sa'd b. Ebu Vakkas, gerçekleri saklamak
maharetini kalemlerine verenlerin kandırıcı beyanları ile ( İlk günlerde iman
etmişlerdi ) safsatasının içine getirilemez artık. Ve bundan sonra da bu ve bu
gibilerin yalancı ilim adamları veya kendilerince kendisini alim gösterenlerin
sözlerine ihtibar da edilmeyeceklerdir.
Sa'd b. Ebu Vakkas, en kesin belgelerle de sabittri ki, Bizzat Ebubekir b.
Kuhafe'nin tevşiki ile ve telkini ile Peygamber ( s.a.v. ) yanına gelip
İslamiyeti kabul ediyor.
"Sa'd b. Ebu Vakkas, kendisinin bizzat ikrarı ile ve bu ikrarın da en güvenilir
kaynaklara geçmesi ile de sabittir ki, 17 veya 19 yaşlarında Müslümanlığı kabul
ettiğinde, kendisinden önce sadece iki kişi iman etmiştir ki, kendisi ( üçünçü )
olarakta beyan ediyor."
"Üstelik o iki kişi ile de İslam'a gelme bakımından aralarında "Yedi gün kadar"
bir zaman olduğunu bizzat Sa'd b. Ebu Vakkas Hz.leri beyan ediyor."
Sa'd b. Ebu Vakkas , bu beyanı ile elbette kendisini İslam'a tevşik edeni hesap
dışı tutamaz düşüncesiyle böyle bir beyanı da yapacak kişiliğiylede konu dışı
bırakamaz düşüncesin de olduğunu da gerçekliyerek, O kendini hiç bir zaman Ebu
bekir'in vasıtasıylada iman etmediğini vurguluyor.
Ehl-i Sünnet alimlerinin kendi açılarında kendilerinin yanlış çırpınmalarının
gereği İslam dışı düşüncelerini sözlerini kelime oyunları yaparak İslam
devletinin porapakadasyonluğunu yüklenerek müslüman halk kitlelerini yanlış
yönlendirmeleri çabalarına girdikleri halde kendilerinin taraf tutarak
savundukları kişileri hiç bir zaman yükseltikleri gibi bir makama
yükseltmemişlerdir tam bunun aksine yalanlarla bir İslam-i çalışmalarınıda
yaptıklarının gerçeklerini de göstermişlerdir. Ve hiç bir zaman da yalanları
tutmamıştır.
"Ama hak emanetin dışında kurulan emevi düzenin aynen devamı için Kalem tutan
bazıları, ağız birliğiyle etmişlersede bazı kelime oyunları yapmışlarsada
kendilerine bir gerçek anlamda yarar sağlamadıkları gibi de gözlerinden
gerçekleri kaçırmayaözen göstermişlerdir."
Ve şu anda bu belgelerimizi okuyan müslümanlar veya müslüman olmayan araştırmacı
insanlarda hayretler için de kalacaklardır ki, Bu asıl kasti düşünceli
iansanların yanında daha çok sayıda insanların da bulundukğunun bilincine de
kavuşacaklardır. Sadece M. Asım Köksal, Necip Fazıl Kısakürek, M. Necati Bursalı
vs. vs. gibileri müslümanları kandırabilmezliği için süslü kelimelerle kitaplar
yazıp, "İlk iman'a gelenler" mevzusunda Beton kandırmacı misali bir tutum için
de bazı oyunları sergilemişlerdir, ve daha çok zamanlar birimin de bu gibi
oyunlarınada devam edeceklerdir. Bu açıdan Müslüman halklar kitleleri İslam
yönünden kendi din ( yani devleti ) Peygamberinin mesajının bilincin de olmaları
zorunlu hale getirmeleri gerekir ki bu gibi insanların kelime oyunlarının
tuzaklarına düşmemeleri gerekir inancındayız. Ve aynı zaman da bu adamları bir
soru soralım acaba :
"Sa'd b. Ebu Vakkas' mı yalan söylüyor ? Yoksa bu kitapları yazanlar mı ?
"
"İmam Ali ( a.s. ) ile iman'a gelme bakımından aralarında en az ( dokuz senelik
bir zaman ) bulunan Sa'd b. Ebu vakkas , İslam'a geldiğinde kendisinden önce
İslam'a gelen o İki kişiyi hesabe katarken, kenisini tevşik eden Ebu bekir b.
Kuhafe'yi elbette ki, hesap dışı tutmamıştır."
Böyle bir konuyu aklı olmayan bir kişi bile yapması bile düşünülemez. "Sa'd b.
Ebu Vakkas'ın kendisinden önce İslam'a geldiğini beyan ettiği'de o iki kişi'den
birisi mutlaka Ebubekir b. Kuhafe'dir. "
Burda biraz durarak körleşmiş gözlerimizi Amr B. Abese r.a. hazretlerinin
beyanını ve o beyanda ki, olaylarına getiriniz. ?
"Türkiyemizde münteşir "Tercüman Gazetesi' nin neşr ettiği Türk ve İslâm Tarihi
kitabının 1 .nci cilt sayfa 240 . sayfasında bu hususta en musasal bir beyan
vardır."
Bu tarihçede de sabittir ki, Afif-El Kindi Hz.leri "Keşke bende o gün iman
etseydim. Böylece Müslümanların üçüncüsü olurdum" diye hayiflandığı'dır. O güne
kadar sadece iki kişinin müslüman olmasından başka kimlerinde bulunmadığı ve
aynı zamanda da tüm İslam tarih kitablarının dışında İslam ansiklopedilerinin ve
aynı zamanda da sahih-i hadis kitaplarında mevcuttur.
"Arada ki, Yedi-Sekiz- Dokuz senelik bir uzun zaman birimi olduğu halde bu uzun
yılları gözlerinden kaçırarak Ebubekir b. Kuhafe'yi tutupta İmam Ali ( a.s. )'ın
önüne geçirip ilk iman etmiş gibi göstermenin özekliğinin sebebi anlaşır gibi
değildir. Elbette bu gibi kelime oyularını yapan İslam tarihi yazan kimlerinin
yalanlarından başka bir şeyde değildir.
"Hak emanet'in hasır altı yapmak için o emanet'ten daha üstün tutmaya özen
gösterilen zatları uluhiyyetleştirmek çırpınmaları yapan zavalı Ehl-i Sünnet
alimlerinin elbette ki, HAK emanetin bilinmemesi için kalem tutmaktadırlar."
Ebu bekir b. Kuhafe elbette İslam-ı kabul etmiştir. Bunu tutup getirip
müslümanların başına koymak doğru değildir. Bunu yapan insanları Hak emanet'ine
düşmanlık yapmaktan başka bir şey de değildir.
"Belgelerini verip durduğumuz bu kadar mutebir kabul edilen kitaplara rağmen, o
mutebir kitap yazarları da aynı kelime oyunları ile gerçeklerden kaçırıcı
ifadelerle sadece satırları doldurmuşlardır. Ve yine burda Sayın M. Asım Köksal
bey efendiye ve bunun yanında isimleri anılan ve daha isimlerinin anılmayan
yazarlara soruyoruz ki :"
"Siz yazdığınız tarih külliyesinin Mekke Devri bölmünde, bütün boş iddiacıların
yaptığı gibi satırlarınızı doldurmuş ve aradaki ( Yedi - Sekiz - Dokuz ) senelik
zamanları gözlerden kaçırıp hesaptan çıkarıp Ebubekir b. Kuhafe'yi öne geçirmeye
çırpınmışşınız." Bununla ne yapmak istediğinizide açıkça açıklamamışsınız, neden
böyle bir girişimde bulunmayı gerek gördünüz. Yalancının mum mu yatsıya kadar
yattığını atasözünü bilmiyorsunuz. Bu gün kü müslüman kitlelerinin yanında ve
gelecek insanlarında lanettine uğrayamayacağınızı hiç düşünmediniz. ?
"Böyle bir yalancılıktan ve zilletten yüce Allah ( c.c. )'a sığınırız elbet."
"Biz sizin gibi pek çoklarının bu mevzuyu da "Hassaten yani kasden " durarak
beyanlar yaptığınız gördüğümüz için size yine sizin kaynaklardan oluşan
kitaplarınından belgeler getiriyoruz, Allah'ın dediğ gibi düşmanı düşmanın
silahıyla vurun, işte sizin kendinizce mütebir tutup insanları ve Müslüman
halkları kandırdığınız belgelerle sizleri aydınlığa davet ediyoruz.
"Biz Ehl-i Beyt ve neslinin yazdığı gerçek kitaplardan belge ve kaynaklar
getirsek, hemen meseleyi Te'vil cihetine gidebilirdiniz. Biz sizin kendinizce
sahih kaynaklardan sizlere seslenmemizin nedeni sizlerin gerçeklere ve iman
gelmenizden başka bir şey olmadığını kanıtlamaktı.
"Bu son asrın en geniş ve kaynak belgeleri havi bir eserini yazan ve bunun
yanında daha sayısız kitap yazarlarınında bulunduğunu ve onların da sergilemiş
olduğu kitaplardan belgelerin incelemesine özen ve hasisiyet göstermesine ve bu
belge, ve kaynakların Müslüman toplumların dikkatini çekmelerini ve onlarında bu
konuların üzerinde durup incelemeye girmelerini gerek gördüğümüz için böyle bir
çalışmanın ve yeniden İslam Tarihlerini incelemelerine gerek getirmek için
yaptık."
Sa'd b. Ebu Vakkas İslam'a gelenlerin üçüncüsü olduğu, kendisinden önce İslam'a
gelenlerle aralarında sadece yedi günlük bir zaman bulunduğunu beyan ediyor.
Acaba böyle bir gereği neden kendisinde Hak olarak görmesi siz müslüman olan
insanların beyinlerinde bir uyarma getirmiyor mu ?
"Yani , kendisine İslam-ı teklif eden "Ebubekir b. Kuhafe " ile birlikte Hz.
Peygamber ( s.a.v. )'ın yanına gelip İslam olduğunda, kendisine İslam-ı teklif
eden de dahil olmak üzere bir kişi daha bir hafta öncesinden Müslüman
olmuşlardır."
"Burada mühim olan , Ebubekir b. Kuhafe ile birlikte İslam'a gelen o bir kişinin
kim olduğu değildir."
"Ve her kim olursa olsun bu gerçeği değiştirmez ve aynı zamanda da asırlar boyu
yalan söylemez. Ve yine burada mühim bir nokta olan arada ki, Yedi günlük zaman
birimi'dır."
Düşünün ki Hz. İmam Ali ( a.s. )'dan en az Sekiz- Dokuz sene sonra Müslümanlığı
kabul eden birisinin beyanının tahlile tabii tutarsak, görürüz ki, Sekiz - Dokuz
seneden bir haftayı çıkarsan bile yinede geriye Sekiz - Dokuz senelik bir zaman
birimi kalır. Çünkü bir sene 52 haftanın yüzdelik ölçüsü yanında Sekiz- Dokuz
senelik ile orantılı hale getirirseniz, Ölçü ibresinin ancak bir Salise kadar
oynadığını görebilirsiniz. Ve gerçeklerin de bu aşamada doğruluk paylarını
hesaplamış olursunuz. Varin siz artık Müslüman olduğunuzu iddia edin ?
Burda inanılmasının gerekliğinini önsüzünde Ebu bekir b. Kuhafe'nin İmam Ali (
a.s. )'ın önüne geririp çırpınmaları öte yandan bizzat kendi elleri ile
yazdıkları kitaplar içinde böylesine birbirini yiyip bitiren kandırıcı
oyalamalar ve aldatmacı beyanlar mevcut olmasaydı, elbette ki, yalancının mumunu
yatsıya kadar yamnası normaldır. Allah'a şükürler olsun ki kendi beyanlarının ve
kendi yazdıkları kitaplarda oluşan fikir ayrılıklarının bir biriyleriyle
çelişkili olmaları onların ne bir şekilde yalancı olduklarının bir gerçeğidir.
Aradaki Sekiz- On senelik uzun zamanları gözden kaçırmak için kelime oyunları
ile gerçekleri hasıraltı edici beyanlar yapmanın vebalinin ne olduğunu bir kere
de olsa düşünmek bile, bir Müslümanın vicdanını Kiyamet Zelzelesi gibi
titretmesi gerekir kanaatindeyiz.
"Suriye'nin başşehri olan Şam'da bulunan ( Seçme hadisler ) isimli bir kitap,
1967 yılında İstanbul Ahmed Sait Matbaas'nda tercüme kitap olarak yayınlanıyor "
:
Bu kitabı tercüme yapan zat, Ali Fikri Yavuz'dur :
"Ali Fikri Yavuz, diyanet teşkilatı'nda Müftülükler yapmış, ve Sönmez
Neşriyat'ça yayınlanan ( Kur'an-ı keriym ve İzzahlı meali A'lisi ) isimli tefsir
yazan bir zattır. Ve ayrıca Çile yaınları arasında 1979 yılında neşr edilen (
İslam İlmihali, İslam Fıhkı ve Hukuku ) isimli kitabı da yazarak cemiyette bir
yer tutmuştur. Bu kitapın takriz yazılarını da keza Cami'ül-Ezher Şeriat
Fakültesi Mezunu. Yüksek İslam Enstitüsü Eski müdürü Ahmed Davutoğlu ile
Balıkesir-Bilecik eski müftülerinden Mehmed Emre beyler yazmışlardır ve medh
etmişlerdir."
"İşte böylesi iki tane eserin ve daha bazı eserlerinin yazarı bulanan Ali Fikri
Yavuz beyin tercüme ettiği Seçme hadisler'in bazılarını İstanbul Üniversitesi
Tıp Fatültesi mezunu veaynı
zamanda Operatör Doktor Değerli Mehmet ali Derman merhum, yazdığı Hz. İmam Ali (
a.s. )'ın külliyesinin 3.ncü cilt, 10 .ncü sayfasınsa derç etmiştir."
İşte bu değerli hadislerden birisi de şudur :
"Göklerin ve yer henüz yaratılmadan 2.000 yıl önce , Cennetin kapısı üzerinde
şöyle yazılmıştır. Allah'tan başka İlah yoktur. Muhammed O'nun Resulü'dür. O'nu
destekledim ."
Bu hadisin beyanını biz, bugün pek muteber kabul edilen ve Pamuk yayınları
arasında 1976'da basımı yapılan Ramuzü'l Ehadis isimli kitapta da görmekteyiz.
Ve bu kitabın 561 .nci sayfasında ki , 4863 nolu hadis beyanında şöyle
denilmektedir :
Gökler ve yer yaratılmadan 2000 yıl önce, Cennet kapısının üstün de ( Lâilahe
illellah. Muuhammed-ün Resulullah. O'nu Ali ile Te'yid ettim ) ibaresi
yazılmıştı.
Bu hadiste beyanın adı geçen kitap ( Cabir ) R.A' dan rivayet edildiğini beyan
etmektedir. Ve daha başka belgelerde de getirmiyi luzum görmediğimizden dolayı
konuyu fazla uzatmak istemedik. Nasıl olsa bu konuların kaynak ve belgeleriyle
tekrarlanacaklardır.
"Çünkü bu Hadis beyanları, bugün pek çoklarınca mutebir kabul edilen kitaplarda
da mevcut olduğundan dolayıda Ehl-i Sünnet alimlerinin bundan da
haberdardırlar."
Sadece bu Hadis beyanı ihtiva ettiği manaya nazar yani gerçekleşma anlamında
değerlendirilse görürüz ki, İmam Ali ( a.s. )'ın daha dünyada yer-gök
yartılmadan İki bin yıl önce Peygamber ( s.a.v. )'me iman etmiştir.
Çalışmalarımızın aydınlık konuların altın da siz müslümanım diyen kitleleri
böylesi bir beyanı altında size bir hususu hatırlatmak amacıyla çalışma gereğini
bulduk.
Siz değerli İslam tarihleri yazarlarına getirmiş olduğunuz ve gerçeklerle
bağlantısı olmayan konuların kendilerinizce taraflarından kelime oyunları
yapılarak müslüman halklar kitlelerine sünduğunuz İslam Tarihi külliyesinin
Mekke Devri bölümünde, ( İlk Mü'min ve Mülümanlar ) bölümünde, yani sahife 142.
de , Hem Ebu bekir b. Kuhafe'yi İlk Müslümanlar sıralamasında başa
geçirmektesinin ve sonrada bütün kitapların kaynaklarına gereken cevabı veya
anlamını vermeden kelime oyunlarının düzenliyicisi olarakta her gördüğünüz yerde
Ebubekir b. Kuhafe'yi hemen İmam Ali ( a.s. )'ın önüne geçirerek müslümanları
aldatmaktasınız.
Hemde meseleyi Çocuklardan- Hür erkeklerden- azadlı kölelerden gibi kelime
oyunları ile müslüman ve müslüman olmayan okuyuculara sermektesiniz. Acaba bu
kadar yorulmanın çabası ve nedenini sorsak bizlere ne gibi bir şekilde cevap
vermeyi düşünürsünüz. Ayrıca sadece bunları yapmakta kalmayıp da daha :
"Hak emaneti hasıraltı etmek için Mü'minlerin nazarını başkalarının üzerinede
şuurlandırmak için çırpınnan bütün yazarlar böyle yapmaktadırlar deyimini
kullanmaktan da çekinmezsiniz. Öbür taraftan gerçekten en büyük suç olan bir
katili koruyarak inanılması çok güç ve zor olan ve aynı zamanda da büyük suç
unsurunu oluşturduğu bir katliamı örtbaş ederek konuların gerçek anlamlarını
başka yönlere çevirerek değişik konuların gündeme getirmesinde de oyunlar
yaparak insanların Allah ve İslam açısındaki güvenlerini hiçe sayarakta
değiştirmektedisiniz."Bir Peygamber ( s.a.v. )'ın kızı ve onun evini ateşe veren
ve Hz. Fatıma anamızın kaburga kemiğini kırarak Şehid eden kişiyi bile
yargılamadan da O'nu İslam'ın en büyük makamına getirerek adalet ismiyle
adlandırırsınız.
Ve tekrar müsade edrseniz ve yine sizin hoşunuza gitmeyen ve sizin yaptığınız
eserin başka bir bölümüne baş vurulım ve konumuzu daha da genişletelim :
Yazdığınız İslam tarihi'nin Medine Devri bölümünün 2 .nci cilt , sayfa . 215'te
beyanınızın makalesine bir göz atalım. Bakalım orda kendinizce kendi
kaleminizden neler yazmaktasınız :
Bu beyane göre, Caneb-ı Fatıma ( a.s. ) validemizi Peygamber ( s.a.v. )
efendimiz Hz. İmam Ali ( a.s. )'ma nikâhlıyor.
Hz. Fatıma ( a.s. ) Hz. İmam Ali ( a.s. )'la nikâhlanınca ağlıyormuş ?
"Bu gören Peygamberimiz ( s.a.v. ) efendimiz şöyle buyurmuşlar."
"Ey Fatıma ne diye ağlıyorsun ?"
"Ben seni, isteyenlerin en bilgilisine yumuşak huylulukta ve akıllılıkta en
üstününe ve ilk Müslüman olanına nikâhladım."
Şimdi siz sayın Ehl-i Sünnet alimlerine soruyorum. Bu hadis sizin tüm
tevsirlernizde ve hadis kitaplarında ve aynı zamanda da tüm tarih kitaplarında
da mevcuttur. Ve aynı zamandan da sayın M. Asım Köksal bey efendi de bu
belgeleri şu kaynaklardan da örnek göstermektedir.
1-- ) İbn-i Abd'ül Ber'in ( İstiab ) isimli eserinin c . 3, sayfa- 1099.
2-- ) İbn-i Esir'in ( Üstt'ül Gabe ) isimli eserinin c. 5 , Sayfa - 520.
3-- ) Ahmed B. Hambel'in ( Müsned )'nin c . 5, sayfa- 26. isimli kaynak
eserlerinin Belge olarakta göstermektesiniz. Hiç olmazsa hayatlarınızda bir
seferde olda Allah rızası için doğru konuşunuz ki, hiç olmazsa Allah'u Teâla
sizler gibi sayısız günahları işlemiş insanları bahğışlasın.
Demektir ki, bu beyan gerçekleri ve bu beyanı siz , gerçek olduğuna
inanmadığınız için kitaplarınızda ve İslam tarihlerinden belge olarak
göstermektesiniz.
Sizi yazdığınız kitapların mevzuusunda ki, ilk sırasına dönüş yapıyoruz ve 213 .
ncü sayfada görüyoruz ki Hz. Fatıma ( a.s. ) validemiz isteyenler arasında Ebu
bekir b. Kuhafe ile Ömer b. Hattab'ta bulunmaktadırlar. Ve eğer biz yukardaki
kutsal hadisin üzerinde durursak her şeyin kendiliğinden meydana çıkmış olacak
ki Hz. Muhammed ( s.a.v. )'ın kızının İmam Ali ( a.s. )'dan başkasına laik
görmediği gibi'de ondan daha imanlı ve bilgilininde olmadığını söylemektedir ve
ayrıca da kendilerinden önce de ilk iman edenlerin de bulunmadığının gerçekli
belgesidir. Sizler artık bu hadisinde yalan olduğuna inanmazsınız inşallah.
Bizzat Allah Resulü'nün beyanınca da sabittir ki, Hz. İmam Ali ( a.s. )
efendimiz gerek Ebu bekir b. Kuhafe'den ve gerekse Ömer b. Hattab'tan, hem daha
bilgili hem de daha yumuşak huylu ve hem de daha akıl'da Üstün ve hemde ilk
müslüman'dır. Bu değerli değerlendirmeyi bir zat Allah'ın Resulü keni o mübaret
ağızlarından tasdik yapılmasıdır.
Ve daha sonra da sizler kalkıp ilk iman edenler arasına da ( aradaki, sekiz- on
senelik gibi uzun mu ? uzun seneleri hasıraltı yaparak ) Hz. İmam Ali ( a.s. )
ile aynı hizaya başkalarını da getirerek yerleştiriyorsunuz.
Burda gerçek dışı bir olay ve hareketi mevcut, bunlardan birisinin yalan
söylemesi gerekikir sizin dedikleriniz doğru olması lazım gelir. Şimdi sizlere
soruyorum.
"Sizin , iddia ettikleriniz yalanmı doğru mu ? Yoksa Allah'ın Resulü'nün gerçeği
beyan eden doğru sözümü yalan oluyor ?"
Artık böyle bir tarih'ın tevilli hareketi teves ve sül anlamlarından vaz
geçmenizin zamanı gelip çoktan geçmiştir. "Bu mevzuyu bu şekilde yürütmenin
anlamı kalmadığı gibi de inat ve ısrarla ifadelerinde artık anlamsız olduğu
sizin kendi belge ve kaynaklarında mevcuttur."
Hiç olmazsa bundan sonra ki yazarlarınız veya alimleriniz Allah'tan korkup
Resulünden utanıp ta gerçekleri yazarlar ve yahut da yazdıklarını ihma ederler.
Yüksek makemelerinizin müsadeleriyle şimdi de konumuzu İlk iman'a gelenler
mevzusunun bazı tarih-i beyanlarıda belge olarakta getirelim. Umarım siz değerli
Ehl-i Sünnet alimleri olan araştırmacılar bizi bu Kur'an ve Ehl-i Beyt İslam
tarih-i çalışmalarımıza da cevap verirsiniz.
"Sizler ( Bizim Ehl-i Beyt davası diye bir davamız yoktur ) diye bilirsiniz ne
yazık ki Bu Kur'an'da aynı zaman'da bir ayettir ki :
"Ancak ve ancak Allah, ey Ehl-i Beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve
sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler." ( al- Ahzâb Süresi .
33 .ncü ayet meali ). Bu ayete karşılıkta kalkıp biz böyle bir ayet Kur'an'da
görmedik veyahut böyle bir şeyin olduğunu bilmiyorduk dememniz için yeterlidir
sanırım.
1400 senelik icraat içinde , Hak emaneti hasıraltı edip duran bir düzenin aynen
devamı doğrultusunda kalem tutanların elbette ki böylesi büyük bir dava'da
mevcudiyetinin kabul etmeyi beklemek elbette abesle iştigaldır. Şimdi konumuzu
ilk iman edenlerin kişilikleriyle devam edelim, belkide buna da her hangi bir
ihtiraf göstermezsiniz. Çünkü yine sizlerin kendi kalem'e aldığı kelime
oyunlarından başka bir şey değildir.