VAHİY ve HÜCCET ANLAMINDA
KULLANIŞI :
Çalışmalarımızın başından beri
vahy hakkında detaylı bir araştırma yapmak için çok uğraş verdi. Belkide bu konu
hakkında yeterli bir anlaşma olmayabilir amacıyla bu meseleyi biraz daha
üzerinde durmayı uygun gördük. Vahiy ile hüccet anlamında kelimelerin arasında
farkın hemen hemen aynı kavram olarak kullanıldığı için tekrar bu konu üzerinde
imamet makamlarıyla bağlantısının olduğunu ispatlamak için değerli yazar ve
araştırmacı olan ve aynı zaman zarfında büyük bir Türk Edebiyatçısı açısında çok
sayıda eserleri bulunan sayın değerli Abdülbâkıy Gölpınarlı " nın 12 İmam (
a.s. )'ların kısaca hayatlarını kaleme aldığı kitabındaki görüşleri olan
vahiy ve hücceti daha iyi anlaşabilir şekliyle değerlendirme yapmak için verilen
kaynaklardan yararlanarak bu aşamada detaylı bir çalışmayla meselelerimize devam
edeceğiz.
Yukarda da açıkladığımız gibi ,
Vahiy , lûdatte tez işâret, remiz ve târiz yoluyla bir şeyi, halktan gizli
olarak başkalarının anlayamacağı tarzda birisinin uyarış, yalnız sesle, yâhut
işâretle, yazıyla birşeyi bildirmek ve elçilik anlamlarına gelir. Şeriat'ta,
terim olarak , Allah tarafından melek vasıtasıyla, yâhut peygambere ilhâm
edilerek, yâhut da herhangi birşeyle , Allah'ın kelâmı, kudretiyle halk olunarak
emir ve hüküm kanunlarının bildirilmesine denir. Bu amaçlada Kur'an'ın 52 .nci
süre-i Celilenin yani ( Şûrâ . 51 ) âyeti kerimesinde kulun, Allah'la ancak
vahiy yoluyla, yâhut perde ardından , yâhut da Allah'ın izniyle gönderilen bir
elçi vâsıtasıyla konuşabileceği beyân olunmaktadır ki âyet-i kerimedeki vahiy,
ilhâm olarak yorumlanmıştır. " Zebûr'un Hz. Dâvûd ( a.m . ) bu sûretle,
yâni ilhâm edilerek verildiği, ağaçta kelâm halkaedildiği, hitapta, ağacın,
perde olduğu, Hz. Rasûl-i Ekrem ( s.a.v. )'eyse elçi yâni Cebrail (
A.M. ) vâsıtasıyla Kur'an-ı Mescid'in gönderilidiği söylenmiştir ; Vahyin
bilinen , meşhûr olan tarzı da son tarzıdır ( El-Müfredât fi Garib'il- Kur'an
; Sayfa . 515 - 516 ; Mecma'ül- Beyân ; C. VI ; sayfa : 37 . )
Kur'an-ı Mescid'de altmış üç
yerde vahiyden bahsedilmektedir. Bunlardan birinde, meleklere vahiyedilidiği,
yâni ilâhi hükmün bildirildiği buyurulmaktadır. ( VIII ; Enfâl , 12 ). XX.
Süre-i Celilenin ( Tâ-Hâ ) 38 . âyet- kerimesiyle . 28. Süre-i Celilenin ( Kasas
) 7 . âyet-i kerimesinde, Hz. Musâ Peygamber'in ( A. M. ) annesine
vahyedilmesi, onun gönlüne ilhâm edilmesidir. XVI. Süre-i Celilenin ( Nahl )
68 . âyet-i kerimesinde bal arısına, XLI . Süre-i Celilenin (
Fussılat ) 12. âyet-i kerimesinde göklere vahyedilmesi, bal arısına kovan
kurmak, bal yapmak, göklere memûr oldukları işleri görmek kabiliyyetinin
ihsânıdır. XIX . Süre-i Celilenin Hz. Meryem a.m. ) 11 . âyet-i
kerimesinde Hz. Zekariyyâ Peygamber'in ( A. M . ), kavmine vahyi,
işârette bulunmasıdır. VI Süre-i Celilenin ( En'âm ) 112 ve 121 . ayet-i
kerimelerinde insan ve Cin şeytanlarının birbirlerine vahiyleri, birbirlerini
vesveseye düşürmeleri, birbirlerinin gönüllerine şüphe ve vesvese vermeleridir.
V . Süre-i Celilesinin ( Mâide ) 111. âyet-i kerimesinde de
Havâriyyûn'a vahiy . Hz. İsâ Peygamber'in ( a.m. ) vasıtasıyla
emrinin bilidirilmesidir. XLII. Süre-i Celilenin ( Şûrâ ) yukarda
bildirdiğimiz 51 . âyet-i kerimesinden sonraki ayette meâlen : " işte
biz, emrimizle sana böylece Rûh'u, yâni Cebrâil'i gönderdik de vahyettik,
buyurularak Hz. Peygamber'e ( sallallahu aleyhi ve âlihi ) ilâhi emrin , vahiy
meleği olan Cebrâil'le ( a.m. ) gönderildiği açıklanmaktadır. " Burdan da
anlaşılmaktadır ki hak imamlarının vahiy almadıkları ve onlarında ilhâm yoluyla
seçildiklerini ve bu ilhâm yoluyla seçildiklerinin Hz. Peygamber ( sallallahu
aleyhi ve âlihi )'nin sahih hadisleriyle ispatlanmış bulunmaktayız. Tabiki bu
konular basit meselelerin olmadığı ve hemen bir defasında anlaşılır olduğunu
düşünmek yersiz olduğunu ve bu gibi meselelerin defalarca üzerinde durulmasının
zorunlu hale geldiğini söylemiştik. Bu nedenle de sayısız kaynak ve belgelerin
izinden çalışma yaptığımızı ve bu konu ve meselelerin doğrultusunda
eleştirilerin aldığımızı ve bunlara cevaben Ehl-i Sünnet alimlerince neşredilmiş
kitaplardan kaynaklar sünduğumuzu belirtmek isterim.
Vahyin müvekkili, yâni peygamber,
Allah'ın hüküm ve kanunlarını tebliğ etme memur olan melek, Cebrail'dir ( a.m. )
Cibril , Cebreil, Cibrâl tarzlarında da söylenen bu sözün arapça
olmayıp " Süryanice " kelime kökeninden geldiğini söylenmektedir.
Süryanice " Cebr " sözünün kul, " il " sözünün Allah anlamına
geldiği, böylece de " Cebrâil " sözcünün , Allah
kulu anlamını ifade ettiği
söylenmiştir ; Allah kudreti anlamına geldiğini söyleyenler de olmuştur. "
Ahd-i Aik'te " Cebrâil'in vahiy meleği olduğu, " Dânyâl " bölümünden
anlaşılmaktadır. ( VIII ; 16 ). Fakat aynı kitapta , İsrâiloğullarının
, Mikâil'i daha çok sevdiklerini de anlıyoruz ( XII , 1 ) . Fedek
Yahudilerinin bir kısmının , Mikâil bize bolluk ve rahmet getirir ;
Cebrâil'se kahırla, gazeble , savaşla gelir dediklerini, bu münâsebetle
II. Süre-i Celilenin ( Bakara , " De ki : Kim Cibril'e düşmansa iyi bilsin ki o,
Allah'ın izniyle, ellerinde bulunanın ( Gerçek Tevrât'ın ) " Doğruluğunu
bildiren, inananlara doğru yolu dösteren ve bir müjde olan kitabı " ( Kur'an-ı )
" Senin kalbine indirmiştir. Kim, Allah'a ve meleklerine ve peygamberlerine ve
Cibril'e ve Mikâl'e düşman olursa , bilsin ki Allah da kâfirlere düşmandır."
Meâlindeki 97 - 98 . âyet-i kerimeleri nâzil olmuştur. XXVI . Süre-i
Celilenin yani ( Şuârâ ) 193 - 194 . âyet-i kerimelerinde, Cebrâil "
Rûh'ul - Emin " diye anılmaktadır ve Hz Rasûl-i Ekrem'e ( sallallahu aleyhi
ve âlihi ) Kur'an-ı Mecid'i getirdiği bildirilmektedir. XLII.
Süre-i Celilenin ( Şurâ ) 52. âyet-i kerimesinde de Cebrâil, " Rûh"
diye anılmaktadır. XCVIII. Süre-i Celilenin ( Beyyine ), "
Vazgeçmezlerdi kitap ehlinden kâfir olanlar ve şirk koşanlar, onlara
apaçık kesin bir delil gelmedikçe, Allah'tan bir Rasûl, onlara tertemiz
sahifeleri okumadıkça " meâlindeki 1- 2. âyet-i kerimelerinde ki, "
Râsûl'û, Hz. Muhammed ( sallallahu aleyhi ve âlihi ) olarak yorumlayanlar da
vardır. LXXXI . Süre-i Celilenin ( Tekvîr ) , " Gerçekten de o " yâni
Kur'an, Büyük bir elçinin ", ona Allah tarafından, Hz. Peygamber'e ( sallallahu
aleyhi ve âlihi ) iblâğı buyurulan " sözüdür " ( Ve o elçi, ) " Kuvvet sâhibidir,
Arş ıssının " , Allah'ın " Katında " kadri yücedir ; itâat edilir, emniyetlidir
de konuşan ( Muhammed sallallahu aleyhi ve âlihi )i deli değildir ve andolsun ki
onu , ( O Râsûl'ü Cebrâil'i ) " Apaydın tanyerinde gördü. " meâlindeki
19- 23. âyet-i kerimelerinden de anılan " Râsûl " de " Cebrâil'dir
. " LIII. Süre-i Celilenin ( Nem ) , 5 . âyet-i kerimesinde
Cebrâil, " pek çetin kuvvetli " diye anılmaktadır ve Hz. Peygamber'e (
sallallahu aleyhi ve âlihi ), Kur'an-ı belletiği , Rasûl-i Ekrem ( s.a.v. ),
o'nu pek yakından gördüğü bildirmektedir. "
Ve buna benzer daha bir çok âyet-i
kerimelerde , meleklerden, canilerden, şeytanlardan ve cin
taifesinden olduğu XVIII . Süre-i Celilenin ( Kehf ), 50. âyet-i
kerimesinde be beyân buyurulan İblis'ten yani ( Şeytan )
bahsedilmektedir.
Açık ve net olarak peygamberlerini
Cebrâil , Mikâil, Azrâil ve İşrâfil ile belirten Allah'ın elbette insanlara bir
imamın veya vahiy yoluyla peygamberinin hüccetliğini göz ardı etmesi döşünülemez.
Ve insanların yaşantıları boyuncada onların bir başsız kalmalarına rıza
göstermeside akıldan çıkarılmamalıdır. Aksi taktırde insanın karşısına dikilen
tehlikelerinde belirtmesinde amaçlarını açıkça söylemeside bunun insanlara olan
kanunlarının yargılayıcılığını hüküm olarak yapmasının belirtmesidir.
Ve bu aşamadaki çalışmalarımızı
hadislerle devam ederek belge ve kaynaklarımıza baş vururak hüccet anlamlarını
daha da genişletelim. Çünkü İslam'ın daha iyi anlaşılabilmesi için bu gibi
önemli meselelerin göz ardı edildiğinde sayısıszca eksiklerle karşı karşıya
gelmiş oluruz.
Zeyd eş- Şahham şöyle rivayet
etmişlerdir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'ın şöyle dediğini
duydum : " Allah, Tebrâke ve Teâlâ , İbrahim 'i ( a.s. ) Nebi yapmadan önce kul
edindi , Resûl yapmadan önce nebi yaptı, O'nu Halil edinmeden önce resûl yaptı
ve o'nu imam yapmadan önce halil edindi. Bütün meziyetleri üzerinde toplayınca "
dedi ki : " Seni insanlar için imam yapacağım." İbrahim bu makamı gözünde
büyütüğü için dedi ki : " Benim soyumdan da ." Allah dedi ki : "
Zalimlere ahdim ermez." ( Bakara süresi : 124 . ) Akılsız, beyinsiz kimse,
müttaki insanın imamı olamaz. Çünkü bugünün kurallarına görede akılsız ve
beyinsiz insanların özürlü ve her şeyden marufdurlar. Ve ayreten de Kur'an'ın
bir kaç ayetinde de suç unsurlarının uygulanmasında insanları yargılama
aşamasındaki cezalandırılması için kanunların uygulanmasını zorunlu tutarken
akılsız ve beyinsiz insanları suçlanmamasını zorunlu olarak tutulmakta ve onlara
karşıda onların haklarını özellikle korunması için talimak verilmektedir. Ve
hatta onların zina yapmaları hususunda dahi onların suçsuz olduklarını
vurgulanmaktadır.
İbn-i Ebu Yafur şöyle rivayet
etmişlerdir ki : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'ın şöyle
dediğini duydum : " Nebilerin ve resûllerin efendileri beş kişidir. Bunlar "
Ulul'azm " resûllerdir. Nübüvvet ve risâlet değirmeninin çarkı onlarla
dönüyor. Bu resûller : "
Nuh , İbrahim , Musâ , İsa ve
Muhammed'dir . " Salât
ve selâm o'nun Ehl-i Beyt'inin " ve bütün nebilerin üzerine olsun ." (
Azim Kavramının kendilerinden alınan ilk ahitte " Zürriyeler aleminde " ,
yaptıkları antlaşmada sebat göstermeleri ve ütlendikleri görevi unutmamaları
anlamına geldiği... Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadırlar : " Hani biz,
peygamberlerden söz almıştık ; Senden , Nuh'dan , İbrahim'den , Musa'dan ve
Meryemoğlu İsa'dan da ..." ( Ahzâb süresi : 7 . ) " Andolsun biz, daha önce de
Âdem'e ahit vermiştik. Ne var ki o unuttu. Ondan azim de bulmadık ." ( Taha
süresi : 115 . ) Ulul Azm... peygamberlerin her biri şeriat ve kitap
sahibidirler. Ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız. El-Mizan ( Şura süresi :
13 ) " tefsiri. El-Mizan , c . 2 , sayfa . 233 "
Cabir şöyle rivayet etmiştir : Ebu
Cafer İmam ( Muhammed Bâkır aleyhisselam )'ın şöyle dediğini duydum : " Allah,
İbrahim'i nebi yapmadan önce kul edindi, resûl yapmadan önce nebi yaptı, o'nu
halil yani ( dost ) edinmeden önce resûl yaptı ve o'nu imam yapmadan
halil edindi.
Allah'ın bir insanı kul edinmesi
( ... rubuiyet sıfatıyla ona yönelmesi ) ... onun velâyetimini üstlenmesi
demektir. " O ki kuluna kitabı ve anayasasını indirdi. " ( 18 / 1 ) "
Rahman'ın kulları... mütevazi yürürler." ( 25 / 63 . ) El-Mzan , c . 1 , sayfa .
393 . ) Bütün meziyetleri üzerine toplayınca - İmam elini yumdu. Allah ,
o'na dedi ki : " Ben seni insanlara imam yapacağım " İbrahim, Allah'ın
kendine yönelik bu bağışını gözünde büyüttüğü için dedi ki : " Ey Rabbim
benim soyumdan da . " Allah dedi ki : " Zâlimlere ahdim ermez. " ( Bakara
süresi : 124 . )
Kaynak :
" Halil, arkadaştan daha özel bir
konuma sahiptır. İki kişi ilişkileri ve karşılıklı sevgilerinde içten
davrandıklarında arkadaş olurlar. Bu arkadaşlık ihtiyaçlarını yalnızca ona açma
derecesine varırsa o zaman dost yani ( halil ) olunurç Çünkü halilin kökü
olan " hillet " yoksulluk ve ihtiyaç anlamını verir . ( El- Mizân , c
. 1 , sayfa . 394 . )
Resûl , Nebi ve Mukkaades
Arasındaki Fark :
İslam tarih kitaplarında Resûl ve
Nebi arasında farklardan fazla bahsedilmemekle birlikte bunların arasında
farkların açıklamalarınada girilmemiştir. Bu nedenlede müslüman halkların islam
tarihlerin araştırmalarında yeterli derece de bilgi yetersizliği olmaktadır. Bu
aşamadan yola çıkarak islam bilim felsefesinin gerekliliği gibi müsümanların
yönetmenliği aşamasındaki devletlerinin islam kanunlarına dayanmadığı
gerçeğinide saklıyamamışlardır. Bu nedenlede Kur'an ve Ehl-i Beyt
araştırmalarında önemli olan meselelere parmak basmakla kalmayıp bu konuların
üzerine gitmek bir görev haline getirmiştir.
Zurare şöyle rivayet etmiştir :
Ebu Cafer imam ( Muhammed Bâkır aleyhisselam )'a : " Allah azze ve Celle'nin
" O bir Resûl , Nebi idi ." ( Meryem süresinin : 54 . ) âyetiyle ilgili
olarak bir soru yönelttim ve dedim ki : " Resûl nedir , Nebi nedir
? " Buyurdular ki : " Nebi , Rüyasında gören , sesi duyan ve melekle
bizzat karşılaşmayan kimsedir. Resûl ise sesi işiten, rüyasında gören ve
bizzat melekle karşılaşan kimseye denir. "
Bu demek değildir ki, Resûl
kendisine vahiy meleği gönderilen peygamberdir. Tam tersine burada şu hususu
kastediliyor. Nübüvvet " Nebilik " ve Risalet ( Resûlluk )
peygamberlik misyonu kapsamında iki makamdır. Birinin özelliği " rüya "
diğerinin özelliği de " vahiy meleğini görmedir." Bazen bu iki makam bir
kişide toplanabilir. O zaman iki özelikte onda toplanmış demektir. Bazen nebilik
olur da resûlluk olmaz. Bu durumda resûlluk kavram olarak değil ; ama somutlaşma
bakımından nebilikten daha özel bir nitelik kazanmış olur. Bu amaçlada Kur'an'da
bu konu hakında bu terim kullanılmıştır :
" Nebiler ve şahitler getirildi .
" ( Zümmer süresi : 69 . ) " Allah resûlleri toplayacağı gün, size verilen cevap
nedir ? diyecektir. " ( Maide süresi : 109 . )
buyuruluyor ." Resûl'ün anlamı
mesaj taşıyıcıdır. " Nebi " ise haber taşıyan demektir. Buna göre, reûl
yüce Allah ile kulları arasında aracı olma onuruna sahiptir. Nebi de, Allah'ı ve
katında bilme onurunu
taşımaktadır. " Orta yere kitap
kondu ; Nebiler ve şahitler getirildi." ( Zümmer süresi : 69 . ) " O, Allah'ın
Resûlü ve nebilerin sonuncusudur." ( Ahzâp süresi : 40 . ) " Allah, müjdeciler
ve uyarılar olarak 'nebiler ' gönderdi ." ( Bakara süresi : 213 . )
ifadesinden de buna benzer konuşma tarzları bulunmakta ve açıkça Allah
tarafından gönderilen her peygamberin " nebi " olduğunu dile
getirilmektedir. Bununsa " Bir Resûl , bir Nebiydi ." İfadesine ters
düşen bir yanı yoktur. Nebi , Allah katında olan... haberi insanlara duyurmak
üzere görevlendirilmiştir. Resûl ise , peygamberliğinin temel misyonu olan haber
vermeye ek olarak özel bir mesaj sunmak üzere görevlendirilmiş kimsedir. Bu
nüansı bazı ayetlerden anlamak mümkündür. " Her ümmet'in bir resûl'ü vardır.
Onlara resûlleri geldiği zaman, aralarında adalet ile hüküm verilir. " ( Yûnus
süresi : 47 . ) " Biz bir resûl gönderinceye kadar azap edecek değiliz. " ( İsra
süresi : 15 . ) Buna göre nebi... dinin temel ve ayrıntı niteliğindeki
prensiplerini açıklayan peygamberdir. Resûl ise hüccettin bütünüyle
gerçekleşmesini kapsayan özel bir mesaj taşıyan ve aynı zamanda teori ve
pratiğide uygulanmasında rolu olan peygamberdir. O'nun taşıdı mesaj ve hüccete
aykırı davrananları bir yıkım ya da azap kuşatıverir. Şu ayet bu açıdan ele
alına bilir : " Öyleki resûllerden sonra insanların Allah'a karşı delilleri
olmasın ." ( Nisâ süresi : 165 . )
Rivayetlerden gelen hadislere göre
Hz. Peygamber ( sallallahu aleyhi ve âlihi )'ın yakınlarından olan ve İmam Ali (
a.s. )'dan sonra gelen kişilerin sağlam ilişkilerinden meşhur olan Hz. Ebu
Zerr'in Resûlullah efendimize ( sallallahu aleyhi ve âlihi ) dayandırdığı şu
hadisdir : " Yüz yirmi dört bin peygamber gönderilmiştir. Bunların üç yüz on
üç tanesi resûl'dür. Buradan hareketle anlıyoruz ki, her resûl nebidir ; ama
her nebi resûl değildir." Bununla bazılarının " Ancak o, Allah'ın Resûlü ve
nebilerin sonuncusudur . ( Ahzap süresi : 40 . ) ayetini ileri sürerek, bu
ve benzeri rivayetleri kanıt göstererek , " sona eren nebiliktir, resûlluk devam
ediyor," şeklindeki iddialarına ilişkin cevap da belirginleşiyor... cevap şudur
: Nebilik ( Kavramsal anlamı ve nesnel ( objektif ) karşılığı itibarıyla )
resûllukten daha geneldir. Genel nitelikli bir şeyin kaldırılışı, onun
kapsamındaki özel nitelikli bir şeyin de kaldırılışını kaçınılmaz kılar.
Elimizdeki rivayetlerde... her birisinin bir bakımdan genel olmasına bir kanıt
söz konusu değildir. Tam tersine rivayetler... sadece " nebiliğin " genel
olmasına işaret etmektedir. Kaynak : " El-Mizan , c. 2 , sayfa . 230 -231 -
233 - 238 - 239 . )
Dedim ki : " Peki imamın bu
bağlantıdaki mertebesi nedir ? " Buyurdular ki : " İmam ses işitir ; ama
rüyasında görmez ve melekle bizzat karşılamaz. " Sonra şu ayeti okudu : "
Senden önce hiçbir resûl , nebi ( muhaddes ) göndermedik ki ." ( Hac süresi :
52. )
İsamail b. Merrar şöyle rivayet
etmiştir : Hasan b. Abbas el-Marufi İmam Rıza ( Ali b. Musa aleyhisselam )'a
şöyle yazdı : " Sana kurban olayım ! Bana resûl, nebi ve imam arasındaki farkı
haber ver . "( Ravi der ki ) İmam şöyle yazdı veya söyledi : " Resûl,
nebi ve imam arasındaki farka gelince, Resûl kendisine Cebrail adlı melek inen
kimsedir. O, Cebrail'i görür , sözlerini işitir. Cebrail o'na vahiy indirir.
Bazen onu rüyasında da görür. İbrahim ( aleyhisselam )'ın gördüğü rüya gibi.
Nebi ise ses işitir ( meleğin
şahsını görmez ) . Bazen de meleğin şahsını görür. Fakat sesini işitmez. İmam
ise sözleri işitir ; ama meleğin şahsını görmez. "
Ahvel şöyle rivayet etmişlerdir ki
: Ebu Cafer İmam ( Muhammed Bâkır aleyhisselam )'a Resûl , Nebi ve İmam'ı
mahiyetini sordum. Buyurdular ki : " Resûl , Cebrail adlı meleğin önden gelip
göründüğü, kendisiyle konuştuğu kimseye denir. Böyle kimler, resûl olarak
isimlendirilir . "
Nebi ise İbrahim ( aleyhisselam
)'ın gördüğü rüyaya benzer rüyalar gören ve Resûlullah ( sallallahu aleyhi ve
âlihi )'nin vahiy almadan önce , Cebrail kendisine gelinceye kadar rüyasında
gördüğü peygamberlik alametlerini gören kimseye denir. Nihâyet Cebrail o'na
Rabbi katında ilâhi risâleti getirmişti. Muhammed ( sallallahu aleyhi ve âlihi
)'ye nübuvvet verilip Allah katında risâlet de gönderilince , artık Cebrail o'na
geliyor ve bizzat karşısına çıkıp o'nunla konuşuyordu.
Bazı Nebiler nübuvvetin
özelliklerini üzerlerinde toplamış, peygamberlik alâmetlerini rüyalarında
görmüş, sonra " Ruh " onlara gelmiş, konuşmuş ve kelâm etmiştir. Ama
meleği uyanıkken görmemişlerdir .
Muhaddes ise kendisiyle konuşulan,
sesi işiten, meleği bizzat görmediği gibi rüyasında da görmeyendir. "
Kaynak : " Muhaddes : "
Rivayetlerde muhaddessin
sesini işitmesine rağmen meleği bizzat görmediği yolundaki ifadeler, konunun
sadece bir yönünü açıklamaya yöneliktir ; bu iki mamanın ( yâni görmenin ve
duymanın ) bir arada gerçekleşmesinin imkânsız oluşuna değil. Şöyle ki :
İnsanın muhaddes olmasındaki ölçü, sadece meleğin sesini duymaktır ; sesin
sahibini görmek bir zorunluluk değildir... Ayetlerde , bazı muhaddeslerin ,
konuşma esnasında meleği gördüklerine dair işaret ediliyor... " Böylece biz
ona ruhumuzu göndermiştik, o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü... Demişti
ki : ... Sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için burdayım. " ( Meryem
süresi : 17 - 19 . ) " Andolsun , elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri
zaman ' Selam ' dediler... Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü... " Ben
kocamış bir kadın iken ve kocamda bir ihtiyar iken doğuracak mıyım ? gerçekten
bu , şaşırtıcı bir şey !... " ( Hûd süresi : 67 - 71 - 72 . ) Burada bir
ihtimal daha var. Şöyle ki : Hadiste nefyedilen görme, muhaddesin meleği gerçek
şekliyle görmesiydi. Başka kılığa girmiş değil. Çünkü ayetlerde görülen meleği
kılık değiştirerek onlara gürünmesinden öte bir bilgi verilmiyor. ( El-Mizan
c. 3 , sayfa : 331 - 332 - 333 ) .
Bureyd , Ebu Cafer İmam ( Muhammed
Bâkır aleyhisselam ) ve Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan :
" Senden önce hiç bir resûl, nebi ( ve muhaddes... ) göndermedik ki : " ( Hac
süresi : 52 ) . âyetiyle ilgili bir soru sordum ve dedim ki : " Sana kurban
olayım ! Biz âyeti bu şekilde okumuyoruz. Resûl , nebi ve muhaddes ne demektir.
? " " Muhaddes " kelimesinin âyetin orijinalinde yer almadığını , imamnın
tefsiri olduğunu belirtilmiştik . "
Buyurdular ki : " Resûl , meleğin
açıkça göründüğü kimsedir. Nebi ise meleği rüyasında gören kimseye denir. Bazen
bir işi hem resûl hem de nebi olabilir. Muhaddes ise meleğim sesini işitir ; ama
şahsını görmez. " Dedim ki : " Allah , seni salih kılsın ! Rüyada görülen hak
olduğu ve meleğin göründüğü nasıl bilinir ? " Buyurdular ki : " Bunu anlaması
için gerekli yardım sağlanır. Şunu bilin ki , Allah , sizin kitabınızla
kitapları ve sizin Nebinizle, nebilerin gelişini bitirmiştir. "
Burda bir açıklama yapmam
gerekiyorsa Kur'an ve Ehl-i Beyt'in anlaşılmamasının her hangi bir nedeninin
olmaması gerekir ki ; çünkü Ehl-i Beyt çalışmalarının tümü Kur'an'a dayandığı ve
bu aşamadaki çalışmalarımızın içeriğide ayetler ve hadisler çerçevesinde
gerçekleşmiştir.
Allah'n Kulları Üzerinde ki
Hücceti Ancak İmam İle Gerçekleşmiş Olur Bâb :
Allah'ın hücceti ile ilgili
çalışmalarımzda bazı önemli konuların üzerinde durmak için geniş kavramlı bir
çalışmanın yapılma zorunluğu olduğunu siz değerli araştırmacı eli'de
bilincindesiniz. Onun içinde burda bu çalışmayı fazla uzakmamakla beraber bazı
örneklerin verilmesi belkide zorunlu bir halde yapılması gereken başlıbaşına
olan meselelerin gerçek olmasıdır.
Dünya üzerinde yaşatılan var olan
devletlerin başında önemli olan konuların olduğu herkesçe malum olup bunun
bilicinde olmak güzel birşeydir. Her devletin yanlış veya doğru olduğunun
içeriliğinin açıklamasına girmek istemiyorum. Çünkü var olan bir gerçektir ki
dünyamızda yüzün üzerinde devletin olduğunu aklıselim kişilerin buna karşı
çıkamayacaklarınıda bilgiğin için bu gibi konularında ayrıntılarına gerek yoktur
sanıyorum. Var olan bir gerçeğin yokluğunu inkar etmeden konumuza girmek
istiyorum.
Devletlerde varolan devlet
başkanlarının var olması ve onların en büyük rolu ve fonsiyonların olduğunu
gerçeğini görmek en doğru akılcı bir sistemdir. Bunların başında elbette
bugünün süper gücü olan Amerika
Birleşik Devletlerinin Başkanı geldiğini biliyorsunuz. Bu aşamada yepyeni bir
çalışmanında yapılması gerekmez inancını taşıyarak İslam sentezisi içeriğinde
olan " Hüccet'lik " kelime anlamıyla bağdaşlaştırırak birazda olsa bu
konunun üzerinde durmak istitiyoruz.
Davud er-Rikki, Sâlih Kul İmam (
Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivâyet etmiştir : " Allah'ın kulları
üzerindeki hücceti yani ( kanıtı ) ancak imamın varlığı ve tanınması ile
gerçekleşmiş olur. "
Hasan b. Ali el- Veşşa şöyle
rivayet etmiştir : İmam Rıza ( Ali b. Musa aleyhiselam )'ın şöyle dediğini
duydum : " Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam ) şöyle derdi : " Allah,
Azze ve Celle'nin kulları üzerindeki hücceti yani ( kanıtı ) ancak imamın
varlığıyla ve tanınması ile gerçekleşmiş olur. " Ve bu amaçla söylenen
hadislerin sayısı oldukça kabarıttır. Biz bunların içinde seçilmiş ve müslüman
ulemalarında sahih hadis kabul edilmiş sahabelerinden bazılarını vurgulanmış
oluyoruz.
Muhammed b. Umare, Ebul Hasan
er-Rıza İmam ( Ali b. Musa aleyhisselam )'dan şöyle rivâyet etmiştir : "
Allah'ın kulları üzerindeki hücceti yani ( kanıtı ) ancak delili imamın
varlığı ve tanınması ile gerçekleşmiş olur . "
Eban b. Tağlib şöyle rivayet
etmişlerdir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam ) buyurdular ki : "
Yaratılıştan önce, yaratılışla birlikte ve yaratılıştan sonra mutlaka hüccet
yani ( Peygamber veya imam ) vardır. Örneğin yaradılış, " Âdem
aleyhisselem ile başlar. İnsanlığın Âdem'den başlıyan tarihi boyunca bir
peygamber veya imamın şahsında hep bir hüccet vardı ve sonunda da mutlaka bir
hüccet olacaktır. "
Yer Yüzü Allah'n Hüccet'inden
Yoksun Olmaz Bab :
Bu konuyu daha iyi
anlayabilmemizin tek ispatı dünya üzerinde varolan devletlerinin bir
idareciliğinin olmadığı gibi o devletin yönetmenliğinin yapılmaması gibi olur.
İnsanların yaratılışlarından beri oluşan aile birliğinin büyümesi ile
kabilelerin çoğulmasından sonrada aşiretlerin kol salmasının gerçekliğini
hepimizin bilincindedir. Elbette ailelerden oluşan çoğunluğun kabilelere
dönüşmesi ve daha da sonraları bu kabilelerin çoğunlundan sonrada aşiretlere
kavuşması insanların arasında bir adaletin var olmasına zorunluk getirmektedir.
Bunların kendilerini hür bir düşünceyle idare edebilirlikleri elbette onların
adaletle idare şekilleriyle kendi özgü haklarının bilinçlerine varması demektir.
Bir insan kendi başına hiçbir şey değildir. Kendi kişilik görüşü olmadığı gibi
idareciliğide olması mümkünatı olmaz. Onun içindirki varolan insaoğlunun
yaratılışından beri bir yöneticiye veya bir başkana ihtiyacı olma zorunluğu
altına girmesi gerekir. Bu konuların daha detaylarını devletleşme meselelerinde
ele alınacak ve konuların felsefi bir konum halinde işleneceği için şimdilik
bunların üzerinde fazla durmamızın bir anlamı olmaz. Ve daha sonraki
çalışmalarımızda bu konuların üzerine kaynak ve belgelerle duracaktır.
Hüseyin b. Ebu Alâi şöyle rivayet
etmişlerdir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'a dedim ki : " Yer
yüzünde imamın olmadığı bir zaman dilimi olur mu ? " ' Hayır ' dedi .
Dedim ki : " İki imam birden olur mu ? " ve tekrar " Hayır " dediler.
"Olursa mutlaka biri susar ." İmam Hüseyin aleyhisselam , İmam Hasan
aleyhisselamın zamanında imamlık görevlerini ifa etmeden beklemiştir. Buna
benzer olaylarda Kur'an'da anlatılmış ve aynı zaman birininde birden fazla
peygamberlerin varolduğunu vurgulanmıştır. Sadece bir peygamberin söz sahibi
olduğu ayetlerle belirtilmiştir. Örnek olarak Hz. İbrahim ( a.s. ) " gibi...
İshâk b. Ammar şöyle rivayet
etmiştir : Ebu Abdullah İmam ( cafer Sadık aleyhisselam )'ın şöyle dediğini
duydum : " Yer yüzünde mutlaka bir imam olur, imamdan yoksun olmaz. Öyle ki,
mü'minler , dinin aslında olmayan bir şeyi dine eklemledikleri zaman, bu
fazlalığı geri çevirsin ve bir şeyi eksilttikler, zaman, bunu tamamlasın."
Abdullah b. Süleyman el- Amiri,
Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivater etmiştir : "
Yer yüzünde her zaman Allah'ın bir hücceti olur ; insanlara helâlı ve haramı
öğretir, insanları Allah'ın kanunlarına göre yönettir. Çünkü devletlerin içinde
tek devlet şekli Allah'ın kurduğu devlet şeklidir şeklindeki ayetle kanun
koyması olmuştur. "
Hüseyin b. Ebul Alâ, Ebu Abdullah
İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir : İmam'a dedim ki :
" Yer yüzü imamsız kalır mı ? " ' Hayır . ' dedi.
Ebu Basir , İmam Muhammed Bâkır ve
İmam Cafer Sadık ( aleyhisselam )'ın birinden şöyle rivayet etmiştir : " Allah,
yer yüzünü hiç bir zaman âlimsiz bırakmaz. Öyle olmazsa hak ile bâtıl
birbirinden ayırdedilmez. "
Ebu Basir şöyle rivayet etmiştir :
Ebu Abdullah imam ( Cafer Sadık aleyhisselam ) buyurdu ki : " Allah, yer yüzünü
âdil bir imamdan yoksun bırakmayacak kadar uludur, yücedir." Bugünün medyasında
popiler haline gelmiş insanları, kalkıp Allah peygamberden sonra insanlara bir
peygamber göndermiyeceği gibi bir velayette tayın etmemiştir. İnsanları müslüman
olabilmeleri sadece beş vakit namaz kılmaları hacca gitmeleri ve kelimeyi şahdet
getirmeleri Kur'an ve Peygamber ( sallallahu aleyhi ve âlihi )'nin sünnetini
uygugulamalar yeterli ve onların gideceği yer ise cennet'tir demelerinin ne
kadar yersiz ve gerçek dişi olduğu bu değerli hadisle tesbit etmek yeterlidir
sanırım.
Ebu İshak, Emir'ül-mü'minin İmam (
Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselam )'ın ashabından güvenilir birinden ,
Emir'ül-mü'minin'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir : " Allah'ın sen yer
yüzünü senin adına kulların kanıtlık işlerini gören hüccetten yoksun bırakmazsın
. "
Ve yine Ebu Hamza , Ebu Cafer İmam
( Muhammed Bâkır aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir : " Allah'a yemin
ederim ki, Âdemin ölümünden bu yana dünyamız hiç bir zaman bir imam'dan yoksun
bırakılmamıştır. Bu imam aracılığıyla insanlar, Allah'a yönelmişlerdir. O,
Allah'ın kulları üzerindeki hüccetidir. Yer yüzü, Allah'ın kulları üzerindeki
hücceti olan imamdan yoksun kalmaz, yoksun kaldığı zaman varlığını sürdüremez .
"
Ebu Ali b. Raşid şöyle rivayet
etmiştir : Ebul Hasan İmam ( Ali b. Musa aleyhisselam ) buyurdular ki : " Yer
yüzü hüccetsiz olmaz ; Allah'a yemin ederim ki , o hüccet benim . "
Ebu Hamza şöyle rivayet etmiştir :
Ebu Abdullah imam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'a dedim ki : " Yer yüzü imamsız
olur mu ? Buyurdular ki : " Eğer yer yüzü imamsız kalırsa, batar . " ( Düzeni
altüst olur . )
Muhammed b. Fudayl, Ebul Hasan
er-Rıza İmam ( Ali b. Musa aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir ki : İmam'a
dedim ki : " Yer yüzü imamsız kalır mı ? " ' Hayır ' dedi. Dedim ki : "
Biz Ebu Abdullah ( aleyhisselam )'dan , Yer yüzü imamsız kalmaz ; ancak Allah'ın
yer yüzü ehline veya kullarına gazab etmiş olması başka. " şeklinde bir hadis
rivâyet ediyoruz. " Buyurdular ki : ' Hayır ' , yer yüzü imamsız kalmaz,
kalırsa, batar ."
Herase, Ebu Cafer İmam ( Muhammed
Bâkır aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir : " Eğer imamın varlığı ortadan
kaldırılsa, yer yüzü bir saat geçmez denizin içindekilerini dalgaya tuttuğu gibi
üstündekilerini dalga dalga sarsar . "
Ve yine El-Veşşa şöyle rivayet
etmiştir ki : Ebul Hasan er-Rıza İmam ( Ali b. Musa aleyhisselam )'a sordum : "
Yer yüzü imamsız kalır mı ? " ' Hayır . ' dedi . Dedim ki : " Biz
Allah'ın yer yüzündeki kullarına gazab etmesi halinden başka yer yüzü imamsız
kalmaz, şeklinde bir hadis rivayet ediyoruz." Buyurdu ki : " Yer yüzü imamsız
kalmaz, aksi takdir de batar . "
Yer Yüzünde İki Adamdan Başka
Kimse Kalmazsa
Biri Diğeri İçin Hüccet Olur Bâbı
:
Yaratılış ıcabıyla var olan dünya
dışındaki canlıları ele aldığımız zaman karşımıza inanılması zor olan bazı
gerçek sorunları geldiğini görürüz. Biz insanoğlu sadece dünyadan başka
varlıkların
olmadığını bildiğimizi inkar
edemeyiz. Ama Allah'ın yarattığı kainatta sayısız bir dünyaların yarattığı
gerçeği ispatlanması bu da insanoğlunun aklı alamıyacağı ve bununda
araştırmaların sonunda ispatlandığı gerçeğinide inkar edemeyiz. Var olan
canlıların elbette bir idareciye ihtiyaç olduğu gerçeği düşünürsek, bunlarında
elbette bir idareciye ihtiyaçları vardır.
Canlı veya cansız varlıkların en
önemli yeri teşkil eden insanoğludur. İnsanoğlununda bireylerin içinde en küçük
toplum oluşturduğu gerçeği aile fertleri ile olur. Aile fertlerinin biri erkil ,
öbürü ise dışı olması elbette biz insanları şaşırtmaması lazım gelecektir. Aile
fertlerinin içinde elbette birinin erkil olarak söz hakkı sahibi olması öbür
kalan kışı veya erkil çocuğunda emire itaat etmesinin olmasıda bir zorunlu halde
olmas mecburidir. İste insanlarında dünyadaki yaşamlarının sonucu kalmaması
icabıyla sadece bir veya birden fazla insanın yaşaması elbette onların birinin
hüccet olması lazımdır. Bu anlamda insanoğlunun yaratılış şeklini ele almayı
zorunlu olarak düşünürsek insanların idareciliği hakkında oluşmuş toplumların
bir hüccetsiz olmayacığı kesinlik kazanmış olur.
Bu hüccetlik konusu mesele
şekliyle ele aldığımız zaman bir insanoğlunun dışına baktığımız zaman diğer
canlılarında var olduğunu biliriz. İnsanların nasıl bir hücceti varsa öbür
varlıklar yani açıkçası hayvanların dünyasında da görürüz ki hayvanlarında bir
hüccet'te ihtiyaçları olduğu ve bunlarında aynen insanlar gibi bir hüccet
şekilliğiyle kıral ve kralliçe olduğunu anlarız. Eğer bunları örneklersek
karıncalar , arılar, ayılar , aslanlar, koyunlar ve gibi buna benzer sayısız
hayvan türünden canlı varlıkların olduğunu görürüz. Eğer bu hayvanlar hüccetsiz
olamıyorlarsa peki insanoğlunun nasıl hüccetsiz olarak düşünebiliriz.
İbn-i Tayyar şöyle rivayet
etmiştir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'ın şöyle dediğini
duydum : " Şâyet yer yüzünde iki kişiden başka kimse kalmazsa, biri diğerine
hüccet olur."
Hamza b. Tayyar , Ebu Abdullah
İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir : " Geride sadece
iki insan kalsa, biri arakadaşı için hüccet olur. "
Muhammed b. Hasan , Sehl b.
Ziyad'dan , o Muhammed b. İsa'dan benzer bir hadis rivayet etmişlerdir. "
Kerram şöyle riyavet etmiştir ki :
Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam ) buyurdular ki : " Eğer bütün
insanlardan geriye iki kişi kalırsa, bunlardan bir mutlaka imam olur."
Buyurdular ki : " En son imam ölür, ki hiç kimsenin kendisini hüccetsiz bıraktı
diye Allah ve Celle'ye karşı ileri sürebileceği bir bahanesi bulunmasın."
Hamza b. Tayyar şöyle rivayet
etmiştir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselam )'ın şöyle dediğini
duydum : " Yer yüzünde sadece iki kişi kalsa, bunlardan biri mutlaka hüccet
olur. Veya ikincisi hüccet olur." Tereddüt ravilerden Ahmed b. Muhammed'den
kaynaklanıyor.
Yûnus b. Yakup, Ebu Abdullah İmam
( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivayet emiştir : " Eğer yer yüzünde iki
kişiden başka kimse kalmazsa, bunlardan biri mutlaka hüccet olur. Elbette bizim
burda sadece bu hadislerden başka kaynaklarımızın bulunmadığını iddia etmek
isteyen araştırmacılar bulunuyorlarsa, bizim onlara vereceğimiz cevap şöyle
olacaktır. Birzat onlarda kendi çalışmalarını detaylı bir şekilde
genişlettirlerse ve Kur'an'a baş vururlarsa onlarda göreceklerdir ki bizim
haklılık payımız gerçekten de doğru ve yerindedir.
yazının devamı icin tıklayınız...