Makale Metni:
ALEVİ:
Hz: ALİ'ye BAĞLILIK NOKTASINDA BİRLEŞEN
ÇEŞİTLİ DİNİ ve SİYASİ GRUPLAR
İÇİN KULLANILAN BİR TERİM:
Sözlükte"Ali'ye mensupé anlamına gelen kelimenin çoğul şekli Aleviyye ve Aleviyyün'dur. Alevi terimi islam kültürü tarihinde Hz. Ali soyundan gelenler manasında, ayrıca siyasi, tasavvufi ve itikadi anlamında kullanıla gelmiştir. Hz.Ali soyundan, oğulları, İmam Hasan, ve İmam Hüseyin, Muhammed b. Hanefiye, Ömer ve Abbas vasıtasıyle gelenlere Alevi denilmiştır.(Markrizi,1,8.)
Emmeviler'in son dönemlerinden itibarenHz.Ali'nin soyundan gelenlere, özellikle (İmam Hasan ve İmam Hüseyin')in neslinden olanlar için Şerif, Seyyid, emir gibi lakaplar yanında Alevi nisbesi de kullanılmaya başlamiş ve bu husus daha sonraki devirlerde de devam etmiştir. Günümüzde , de aynı nesle bağlı olanlar bu nisbeyi kullanmaktadırlar. (el-Kâmüsü'l İslami,v,463-466.) Emevi ve Abbası devirlerinde ihtidara karşi Hz.Ali soyuna mensup çevrelerde belirlenen hareketlerde Alevi nisbesi kendini göstermiş, fakat bazanda Hz. Ali soyu ile hiç bir bağı bulunmayan çevreler, sadece hareketlerine nüfuz ve yaygınlık kazandırmak amacıyla kendilerini Aleviliğe nisbet etmişlerdir. 255 (869) yılında Basra'da ortaya çıkan Zeydi ihtilali buna bir örnek teşkil eder (bk. Mesu'üdi,vııı,58) Aleviler üzerine oynan oyunları ve yapılan katliamları burda sıralarsak kitaplar yetmez.Onun için sırası gelince belgelerle ispatliyacağiz.Ayrıca Hz. Ali evlatları, Fatime'liler Mısır,da 300 yıl yüküm sürmüşlerdir: Fatime devletinin de yıkılmasına sebep olan Salâhaddin Eyyübi,dir. Ayrıca Salâhaddin Eyyübi'nin Devlet kitabından,da belgeler vereceğiz. İslam siyasi tarihinde ise bu terim ilk defa hilafetle ilgili anlaşmazlıklar sırasında kullanılmaya başlamıştir.Hz Peygamber'in vefatını müteakip ortaya çıkan ve üçüncü halifenin öldürülmesinden sonra da şiddetlenen hilâfet münakaşalarında Hz. Ali tarafını tutanlara el-Aleviyye veya şiatü Ali(Ali'ye bağlı olanlar,Ali taraftarları),bunların karşışındaki gruplara da el-Ömeriye, el-Osmâniyye( Ömer ve Osman'a,dolayisıyle Ebü Bekir'e bağlı olanlar)denilmiştir. (bk,Abdüsselam M. Hârün el' Osmâniyye câhiz Takdim,s.5;câhiz,s.19,187;Kâdi Abdülcebbâr,ıı,377-380.)Burda bu konu açılmişken halifelere değinmek lazım ama bu konu kendi başına bir tartişma. Çünkü yanlışlıklarn temel kaynağı burda yatmaktadır.Eğer belgeleri sıralarsak inanınki dört, beş cilt ansiklopedi tutar.Hz. Peygamber kendisinden sonra Dört halife bırakmamiştır. Hz.Muhammed, kendisinden sonra oniki Yani(12 ) İmam bırakmiştır. Ehlisünnet kardeşlerim gerçği araştırmak istemiyorlar.Körü körüne Hz.Muhammed'en şefaat bekliyorlar.Peygamberin yaptığı Peygamberliğine karşilik onun ümmet'ti onun neselini katletmiştır ve daha,da aynı hatayıda yapmaktadır.Yani Vahyi ile başliyan savaş daha sona ermemiştir.Çünkü Emeviler dahada hükümet'teler.
Hz. Peygamber ölüm döşeğinde iken bana bir kağıt kalem getirin Sizlere vasiyetimi yazayim ben'den sonra delalete düşmiyesiniz. Ömer b. Hatab şöyle demiştir.Peygamber sayikliyor onun vasiyetine itihyacımız yoktur. Allah'ın kitabı bize yeter demiştir. Bu bir gerçek Kurulan İslam devleti muafelet,ler tarafından tekrar yıkılıp Emevilere teslim etmişlerdir.bunlarında kanıtlarını tek ve teksıralıyacağız.Yine konumuzda oynanan oyulara devam edelim.Allah yardımcımız olsun.
Bu anlamıyle Alevi terimi Hz. Ali taraftarlarından oluşan siyasi topluluğu ifade eder.Bununla birlikte, Abbasiler'in iktidarı boyunca merkezi idarenin zayıflaması sonucu islam dünyasının mutelif yerlerinde ortaya çıkan ve muahlli idareyi ellerine geçiren veya müstakil devletler kurabilen sülaleler de kendilerin Hz.Ali soyuna mensup olduklarını göstermek üzere
Alevi nisbesini kullanmışlardır:Ne yazık ki diyanet burda gerçeği vurgulamamaktadır.Çünkü Fas'ta İdrisiler, Mısır,da Fatimeliler,Yemende Süleymâniler ve RessilerKuzey İran'da Zeydiler,Âmül'de Hasenniler,ve İspanya'da Hammadiler ve yine İran'da safaviler, Şah İsmail Alevi devletleri kurulmuştur.( bk.Bosworth s.25-59-63)Bunların çoğu İmam Ali a.s. soyuyla bağlantılıdır. Hala bugün bosnada buluna Bektaşiler, de Alevidirler.Ne şekilde oyunlar tertiplerseniz tertipleyin gerçekleri sakliyamazsınız.Çünkü dünya sır ve hakkikat zaman biriminde,dır.İşte dört kapı kırk makam'da zamanı burdur.Allah Teala kurân,da şöyle buyurmaktadır.Kafir,ve zalimlarin silalarıyla onlarla savaşın.
Alevi terimi tasavvufta bazı tarikatların ortak adı olarak kullanılmiştır.Tasavvufun xı. yüzyıldan itibaren taritaklar şeklinde teşkilâtlanmasından sonra bunlardan bazları silsilelerini çeitli maksatlarla Hz.Ali'ye dayandıkları için "Alevi tarikatlar" diye tanınmışlardır. Kâdiriyye ve Rifâiyye bunlardandır.Bazıları da -Nakşibendiyye gibi -silsilesini Hz.Ebu Bekir'e dayandırdıklarından "Bekri" diye anılmışlardır(Trimingham,s.262-263)Bu konuda,da Mezheplere ve tarikatlara ayrıca değineceğız.onun için bu konu üzerinde fazla durmiyacağiz.Aslında her konu,nun belgesi yeri gelince sergilemek en doğrusu olur,bizde aynısını yapacağızki yanlışlıklara duşmiyelim.Burdada anlaşıldığı gibi Ebu Bekir'in soyu ile Aleviler bir birilerine karıliştırmaktadır.Çok dikkatli olmak lazım,ki hata yapmamak gerekir.
Bunun la birlikte alevi teriminin asıl anlamını kazandığı ve yaygın olarak kullanıldığı saha, (Hz.Ali) hakkında beslenen inançlara dairdir. Genellikle şiiler ve şia içinde yer aldıkları kabul edilen bazı mezhepler Alevi nisbesini alırlar.Nitekim Zeydiyye, İsnâa şeriyye gibi mutedil şiiler'in yanında Beyâniyye, ismâiliyye ve Bâtıniyyemen supları Alevi diye bilinirler.Burda diyanet yetkililerine sormak lazım. Kendi verdikleri belgelerde Hz.İsmâil kimliği (İmam Câfer es-sadık a.s. ma dayatmaktadırlar.Öte yandanda , Alevi olmadıklarını söylemekteler.Acaba hangisi doğru,kendileri duşunsunler.Halbuki bütün tarih belgelerinde İsmâil a.s. İmam Câfer es-Sadık'ın oğludur.Acaba ,Alevimi dir yoksa değıldır.)Biz elle alacağımız her kelimenin ve her cumlenin anlamına ayrı ayrı değinip açıklıyacağızki yanlış ve yalanlar belli olsun.Kimse bunda kocunmasın.
Fakat çağımızda asıl Aleviler olarak tanınan iki itidafi mezhep vardır.Bunlardan biri, bugün genellikle lübnan ,suriye ,hatay yörelerinde varlığını sürdüren Nusayrilik, diğeri ise xııı. yüzyılda Anadolu'daki etnik ve sosyal-dini kaynaşmaların bir sonucu olarak ortaya çıkan ve xvı.yüzyılda Safeviler'in propagandası ile gelişen kızılbaşlık'tır.Bu mezhebe bağlı olanlar Osmanlı arşiv belgeleri ve vekâyi'nâmelerinde Kızılbaş* veya Râfiziler* diye geçmesine rağmen bunlar kendilerine Alevi nisbesini vermişlerdir.(bk,Öztelli,s.188-189.)Diyanet'te pes doğrusu, onlara söylenecek söz bullamıyorum. Ana doluya Aleviler gelmeden önce, acaba ataları hangi din üzereydiler. Kendilerine sormak lazım. Bunların kastları Hz.Peygamber'den ve İmam Ali a.s. dan intikam almaksa zaten yeteri kadar aldılar. Eğer yine Hz.Peygamber'den şefaat beklemekse kendilerini aldakmaktadırlar. Biraz zamete katlanırlarsa yayınlarımızı takip ederlerse doğru ve gerçleri bulacaklardır aynı zamabda da kendilerini yargılayacaklardır. Câhiz,el'Osmâniyye(nşr.AbdüsselâmM.Hârün)Kahire1374/1955,s.19,187;Abdülsselam M. Harün,el-Osmâniyye(Câhizi Takdim,s.5;Nevbahti,Fıraku'ş-şi'a (nşr.H.Ritter) İstanbul 1931, s.15-16; Taberi,Târihi (Ebü'l-Fazl),ıv,283,326,340-341,493-495;Mes'üdi,Mürücü'z-Zeheb(Abdülhamid)vııı,58;Malati,et-Tenbih ve'r-red,s.18,156;Kâdi Abdülcebbâr, Teşbitü delâ'ili'n-nübbüve (nşr Abdülkerim osman)Beyrut,ts.,ıı,377,380,535,553;Bağdâdi, el-Fark(Abdülhamid)s.250Şehristâni,el Milel(kilâni),1,s.174;İbnü'l Murtazâ, Tabakâtü'l-Mu'tezile,s.126;Makrizi, itti'âzü'l-hunefâ, Kahire 1967,1,8;J.s.Trimimgham, The Sufi Orders ,in islam, oxford,1971,s.262-263;c.Öztelli,Pir Sultan Abbal İstanbul 1971,s.188-189;Boswort,İslam Devletleri Tarihi,s.25,59,63,91;Altan Gökalp, tetes Rouges et Bouches Noires, Paris 1980;W.Montgomery Watt,İslam Düsüncesinin Teşekkül Devri(trc.E.Ruhi Fiğlalı) Ankara 1981,s.92;E.Ruhi Fiğlalı. Çağımızda itikâdi İslam Mezhepleri,Ankara 1983,s.200 vd;el-Kâmüsü'l İslami,v,463-466;Abdülbâki Gölpınarlı,Kızıl-baş",İa,vı 789-795;W.Kâdi" Alawi",Elr..1,804-806.
Hz.Ali ( a.s. )'mın doğumuna geçmeden evvel Aleviler hakkında biraz daha bilgi vermeye çalışacağız.Çünkü Alevi kelime kökeninden derinliğe inildiği zaman arap kökeninden Hz.Ali evlatları ve Ali evinden gelir. Onun için İmam Ali ( a.s.)'mın Şâadet'tinden sonra onun ve Hz.Peygamberin soyu Hz.Ali ve Hz.Fatüma'tü Zehrahdan devam eder. (Hz.Peygamber'in bir hadisi şerifinde şöyle buyurur; Her Peygamber'in soyu kendi sülbühünden yürür.Benim ise İmam Ali b.Ebu Talib'in den yürür.Günümüze kadar gelmiş Aleviliğin temel kimlikleri İmam,Hasan ve İmam Hüseyin'in soyundan ve onların evlatlarından gelir.Belgeleyeceğimiz belgelerde Ehli Sünnet,Kardeşlerimizin getirdikleri sahhi kaynaklardandırlar.Onun içindirki itiraz etmeleri veya kabul etmemeleri olanaksız ve imkansızdır.Kendi kuyusuna kendileri düşen ağlamazlar.
ALEVİ: (ALEVİYYE)
Aleviler dünyanın bir çok ülkelerin çeşitli medeniyet ve kültürlerde yaşam biçimlerde yaşayiş külürlerine sürdürmekteler.Yaşayiş yaşantı kural ve kanunları İslam sentezisi içinde (Câfer'idirler.) Onun içinde İmam Ali ( a.s. ) anlatırken Hz.Peygamber'in, Hz. Ali'nin soyunu ve Alevi kimliğini ele almamız lazım gelecek.Yine Ehli sünnet velcemaat kaynaklarından ve İalam ansiklopedilerinden ve daha deşiğişik kaynaklardan belgeler getireceğiz.
ALEVİYE:
Hz.Ali'ye nisbet edilen bir tarikat.
Süfilere göre Hz.Peygamber ilk dört halifeye değişik usullerle zikir telkinin de bulunduğu için her birine birer tarikat nisbet edilmiştir. ( Bir sefer bu konu ile ilgili gerçekle her hangi bir bağlantısı yoktur. Bunu ilerde kanıtliyacağız. Dört halife hakkında gerçek değil dir. Hiç bir zamanda gerçek olmamiştır. Ayreten bu konuyu detaylığıyla işleyeceğiz,ve duracağiz ). Daha sonra ortaya çıkan tarikatlar bu usullere göre zikirlerine yön ve şekil vermişlerdir. ( Hz. Peygamber'e sorulduğunda sizin vefatınızdan sonra Ümmetin durumu ne olacak; Hz. Peygamber ( s.a.v. ) kendilerine hitaben şöyle buyurmuşlardır.Benim ümmetin yetmiş üç fırkaya bölünecek bunların içinde sadece bir firkası bana ulaşacak. Bu fırkada İmam Ali a.s. dir. diye buyurmuştur. Tarikatlar ve mezhepler hakında Resulullah'ın hadislerinden herhangi bir belge yoktur. ) Tasavvuf tarihinde Sıdıkkıyye, Ömeri'yeye, Osmaniy'ye ve Aleviy'ye adı verilen tarihkatlardan önem kazanmiştır, genellikle hafi zikri esas alan tarikatların Hz.Ebu Bekire cehri zikri ( bk.Zikir ) benimseyenlerin ise Hz.Ali'ye mensupolduklarına inanılmiştır.
Tekrarlamak gerekirse zikir elinin Hz.Ali ile herhangi bir bağlantıları yoktur ve öyle bir bağlantıda bulunmamıştır.İmam Ali'nin hukuk ilmi felsefi,tarih , astromomi işleriyle uğraşirken kendilerine böyle çirkin şeyler mal edilmiştır. Emevilerin arap milliyetçileri oldukları aklı selim her kes tarafından bilinmektedir. Ömer b.Hatab tarafından İslam yönetmenliğine getirilen Maviye, arap milliyetçiliğini tekrar canlandırması için babaları olan Ebu Süfyan'nın taktiklarini tekrar yönetmenliğe geçirmiştir.Ali ve Ali evlatlarına mimberlerde küfür ettirmiş ve arap milliyetçiliğini tekrar canlandirmiştir.Ayreten bu konular tekrar tekrar işlenecek islami alem bunları nefretle öğrenecektir.Arap milliyetçiliğine karşılık Hz.Ali ve Aleviyye milletçiliği meydana getirmek istemiştır.Bunlar İslam sentezisi için kendi başlarına bir ekol,dur.Bu ekol,ları işleme zamanları geldiği zaman detaylığıyla ele alınacak ve işleme konunalcaktır.
Hz.Ali ve soyunun yer aldığı tarikat silsilelerine "Silsilstü'z- zeheb"(altın halka)adı verilmektedir. Bu tür silsilerde şu isimler yer alır:Hz.Ali Hz. Hüseyin, Zeynelâbidin,Muhammed Bâkır,Câfer es-Sâdık,Musâ el-Kâzım,Ali er-Rızâ, Mârüf-i Kerhi,Seri es- Sakati, Cüneyd-i Bağdâdi,Ebu Ali er-Rüzbâri, Ebü Ali el-Kâtib,Ebü Osman el-Mâğribi, Ebü'l- Kâsım el-Gürgâni,Ebü Ali el- Fârmendi,Yüsuf-i.Bu silside yer alan ilk yedi şahıs, isnâaşeri ve Câ'fer Şiiler'inin de kabulettikleri on iki imamın ilk yedisidır.
(Bir sefer bu belgeler insanlık bağlantısı ile hiç bir gerçek yanı bulunmiyan bir yalan zinciridir.Bu hem Kurân'a, hemde Hz.Muhammed'e büyük bir iftiradır. On iki imam,lar kimlerin oldukları bir zât Hz.Muhammed tarafında söylenmiştır ki onlarıda belgeleriyle sergiliyeceğiz.Bir sefer Hz.Peygamber on iki imam hakkında tam olarak 6207 hadisi şerif nakl etmiştır.Bu hadisleride künye belgeleriyle vereceğizki bir ibret olsun. Haririzâde,Haddâdiyye ve Ayderüssiyye tarikatlarını Aleviyye'nin kolları olarak zikeder(bk. Tibyan,1,vr.31a) Bunlardan Abbâdiyye Abdullah b. Muhammed el-Abbâd'a (ölümü bilinmemektedir.) Haddâdiyye Abullah b. Alevi el-Haddâd'a ( ölümü 1132/1720. ) Ayderüsiyye Abdullah b . Ebu Bekir el-Ayderüs'a ( ölümü 914/1508 ) nisbetedilir. Reşahât Tercümesi,s.13-14; Zebidi,ikd,s.116; a.mlf., ithâfü'l-aşfiyâ, s.221;Harizizâde Tibyan,1.vr 23a-32b-274b-275b-290a;Tomar-Melâmilik,s.23;Tomar-Kadiriyye, s.10;Tomar-Halvetiyye, s.2;Mehmet Ali Avni,Tasavvuf Tarihi, İstanbul 1341,s.199-200;Kâmil Mustafa eş-Şeybi,eş-sila beyne't tasavvuf ve't-teşşeyyu, Kahire 1969, s.438.
Ehil Olmadıkları Halde İmamlık İddiasında Bulunan Kimseler, İmamları veya Bazısını İnkâr Edenler , Ehil Olmayan Kimselerin İmamlığını Savunanlar İsbatı Konusu :
Çalışmalarımızın başında belirttiğimiz gibi ele alınan konuların belge ve kaynaklara dayandırarak yapılması sağlıklı olacağından şüphe duyulmamakla beraber insan felsefesi açısından da önemlidir. Bizde bu ilkeleri çiğnemeden belge ve kaynakların ön sırada oluşturlmasını bir görev bildik.
Alevilik kavramlarının oluşması ve İmamlarının kimliklerinin oluşması iki ayrı kavram olarak görmek zorundayız. Çünkü ikisi de kavram olarak aleviliği oluşturur. Açıkçası ikiside alevidirler. Sadece burda benimsenecek konunun Alevilerde 12 İmam'larının kimlerin olması gerekliliğinin olmasıdır. Her Alevinin ben İmamlık idasında bulunacağım demesi de hiç bir zaman olmamıştır. Tamin ederimki bundan sonra da bu gibi iddialarda bulunanlarda olmiyacaklardır.
Şimdi ise elimize İslam Ulemasında ön saflarını oluşturan ve Ehl-i Sünnet alimlerininde bu eserden faaiz alan ve kendi hak mezhepleri dedikleri imamlarınında öğretmeni olan " İmam Cafer sadık ( a.s. )'ın Usul-u Kâfi " kitabının 1 .nci cildinin 555 c. Sayfasındaki Alevilerle bağlantılı olan meselelerini konu edineceğiz.
Serve b. Kuleyb şöyle rivâyet etmiştir : Ebu Cafer ( Muhammed Bâkır aleyhisselâm )'a " Kıyamet günü , Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin karardığını görürsün ." ( Zümer . 60 ) âyetinin anlamını sordum, buyurdular ki : " Burada İmam olmadığı halde " Ben İmam'ım diyen " kimse kastedilmiştir." Dedimki : " İmamlık iddiasında bulunan kimse , Alevi olsa da mı ? " " Alevi olsa da " buyurdu. Dedim ki : " Yani Ali b. Ebu Talib ( a.s. )'ın soyundan olsa da mı ?" Öyle olsa da dediler. Bundan da anlaşılıyor ki sorulan sorulara ve verilen cevaplarının İmamet hakkında insanların kendilerince beğendikleri ve sevdikleri kimseleri imam olarak tayın edemezler. Eğer bunlar Alevi dahi olsalarda.
Fudayl , Ebu Abdullah ( İmam Cafer Sadık aleyisslâm )'dan şöyle rivayet etmişir : İmamete ehil olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan kimse kâfirdir.
Hüseyin b. Muhtar şöyle rivayet etmiştir ki : Ebu Abdullah imam ( Cafer Sadık aleyisselâm )'a dedim ki : " Sana kurban olayın . " Kıyamet günü, Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin karardığını görürsün " ( Sümer süresi : 60 . ) âyetiyle ne kastedilmiştir ? " Buyurdular ki : " İmam olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan herkes kastedilmiştir." Dedim ki : " Fâtımî- Alevi ( Fâtıma Selamullahi aleyha'nın, Ali aleyhisselâm'ın soyundan gelenler. ) biri olsa da mı ? " Fatımî ve Alevî olsa da evet buyurdular.
Tabii ki bu gibi konuların derinliklerine inilmesi gerekir inancını taşıdığımızı söylemeden geçmek olmaz söylerken zamanımızın kısıtlığından dolayıda bu konuyu fazla derinleştirmekte istemiyoruz.
İbni Ebu Ya'fur, Ebu Abdullah ( Cafer Sadık aleyhisselam )'dan şöyle rivayet etmiştir : İmamın şunları söylediğini duydum : " Allah kıyamet günü , şu üç kişi ile konuşmaz, onları arındırmaz ve onlar için acıklı bir azab vardır. 1 ) Böyle bir yetkisi olmadığı halde imamlık iddiasında bulunan kimse . 2 ) Allah tarafından belirlenen imamı inkâr eden kimse . 3 ) Bu ikisinin İslam'da yerinin olduğuna inanan kimse. " Bu gibi meselelerin genel kaynakları Hz. Muhammed ( s.a.v. )'ın hadislerinden kaynaklandığı bir gerçeğidir ki, Ehl-i Sünnet Ulemasında bazı mezhep Şeyhleri kendilerini imamlık makamında bulmamışlardır. Bunun dışındaki insanların veya da halifelik makamlarını temsil edenlerinse yerinin artık ne ve neresi olduğunu varın siz düşünün.
Velik b. Sabih şöyle rivâyet etmişlerdir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselâm)'ın şöyle dediğini duydum : " Bu imamet işini iddia eden kimse , gerçek imam değilse, Allah onun ömrünü keser. " Ve yine aynı kaynaklardan başkaları rivayetlerini şöyle sürdürmektedirler .
Talha b. Zeyd , Ebu Abdullah ( İmam Cafer Sadık aleyhisselâm )'dan şöyle rivâyet etmiştir. " Bir kimse , Allah tarafından imam tayin edilen bir kimseye, Allah tarafından imam tayin edilmeyen bir kimseyi imamlıkta ortak ederse , Allah'a gerçektende ortak koşmuş olur. Bunun adı da açıkçası şirk'tir.
Muhammed b. Müslim şöyle rivayet etmişlerdir : Ebu Abdullah ( İmam Cafer Sadık aleyhisselâm )'a dedim ki : Adamın biri bana şöyle dedi : " Sen son imamı bil , ilk imamı bilmemenin sana bir zararı olmaz." Bunun üzerine şöyle buyurdular : " Allah o adama lânet etsin. Ben ona buğzediyorum ve onu tanımıyourm. İlk imamı tanımadan son imamı tanımadan mümkün olabilir mi ?. ." Burdan da anlaşılmaktadır ki Alevilerin bazılarında imamet hakkında veya kendilerini dedelik makamına yerleştirip Alevilere imamın kendileri olup veya Kur'an'da namaz ve oruç gibi şeylerin olmadığını söyleyenlerin hiçbir insana yakışmadığı gibi de Aleviliğede yakışmaz yaklaşımını vermektedirler.
İbni Müskan şöyle rivayet etmiştir : Şeyh ( şeyh'ten maksat burada İmam Kâzım, aleyhisselâm'dır " şeyh " niteliği İmam Sadık aleyhisselâm hakkında da kullanılmıştır : ancak İbn-i Müskan'ın İmam Sadık ( a.s. )'dan aktardığı hadıs sayısı bir kaç taneyi geçmez. Ve hatta bazılarına göre sadece bir hadis rivayet etmiştir. Şiâ ravileri bazen takiye uyarınca imamlardan " şeyh veya dede " diye gibi lakapları takarak itap etmişlerdir. ) İmamlar hakkında bir soru sordum. Buyurdular ki : " Yaşayan imamlardan birini inkâr eden kimse , ölen imamları inkâr etmiş olur."
Muhammed b. Mansur şöyle rivayet etmiştir : İmam Cafer Sadık aleyhisselâm'a " Çirkin ir hayasızlık işledikleri zaman : Biz babalarımızı bunun üzerinde bulduk Allah bize bunu emretti ." De Ki : " Allah çirkin hayasızlığı emretmez. Allah hakkın'da bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz ? "( A'raf . 28 ) âyetini sordum. Buyurdular ki : " Herhangi bir kimsenin , Allah'ın zina yapmayı veya içki içmeyi yahut buna benzer bir haram işlemeyi emrettiğini iddia ettiğini gördün mü ? " . " Hayır " dedim. Dedi ki : " öyleyse Allah'ın kendilerine emrettiğini iddia ettikleri bu çirkin hayasızlıktan maksat nedir ' " Allah ve velisi daha iyi bilir. " dedim.
Buyurdu ki : " Bu âyet , imameti gasp eden zorbalıkla önderliyle ilgilidir. ( Burda kast ettiği ilk üç halife ve Ehl-i Sünnet'in imamet iddiasında bulunanlar ve Alevilerde de dedelik postunda iddia edenleri olduğunu söylemek istemiştir. ), İnsanlar , Allah'ın bunlara uymayı emrettiğini iddia ederler ; ancak Allah böyle bir emir vermemiştir. İşte Allah, burada onların iddialarını reddediyor ve Allah hakkında yalan söylediklerini haber veriyor ve onların bu yaklaşımın çirkin, hayasızlık olarak isimlendiriyor." Ve daha sonra :
Muhammed b. Mansur şöyle rivâyet etmiştir : Sâlih bir kul olan İmam ( Musa b. Cafer Sadık aleyhisselâm )'dan : " De ki : Rabbim , çirkin hayasızlığın açığını da gizliliğini de haram kılmıştır " ( A'raf , 33 ) âyetini sordum . Buyurdular ki : " Kur'an'ın bir açık ( zâhiri )' İ, bir de gizli ( bâtın )' i vardır. Allah'ın Kur'an'da haram kıldığı şeylerin tümü açıktır. Bunlardan gizli olanı zorbalık imamlarıdır. Allah'ın kitapta helâl kıldığı şeylerin tamamı da açıktır. Bunlardan gizli olanı ise hak imamlarıdır. "
Cabir şöyle rivâyet etmiştir : Ebu cafer ( Muhammed Bâkır aleyhisselâm)'a " İnsanlardan kimi de Allah'ı bir yana bırakarak bir takım eşler edinirler. Onları, Allah'ı sever gibi severler . " ( Bakara , süresi . 165 ) âyetini sordum. Buyurdu ki : Allah'a yemin olsun ki , burada kastedilen , falan ile falanın bağlıları , dostlardır. Bunlar , Allah'ın insanlara imam olarak belirlediği kişiyi, falanı ve falanı imam edindiler. Bu yüzden Allah şöyle buyurmuştur : " Keşke zâlimler, azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. Uyanlar şöyle derler : Ah ! Keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz münkün olsaydı da şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık. Böylece Allah onlara , işlerni , pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar . " ( Bakara , 165 - 167 ) Ardından Ebu Cafer ( a.s. ) şöyle dedi : Onlar, Allah'a yemin ederim ki, ey Cabir zulüm imamları ve taraftarlarıdır. "
İbni Ebu Ya'fur şöyle rivâyet etmiştir : Ebu Abdullah İmam ( Cafer Sadık aleyhisselâm )'ın şöyle dediğini duydum : " Allah kıyamet günü şu üç kişinin yüzüne bakmaz, onları arındırmaz ve onlar için elem verici bir azap vardır. Kendisine böyle bir yetki verilmediği halde imamlık iddiasında bulunan kimse. Allah'ın tayın ettiği imamı inkâr eden kimse. Bu ikisinin İslâm'da yeri olduğunu ileri süren kimse . "
Hz.PEYGAMBER'DEN NAKLEDİNLEN ( 12 ) İMAM KİMLİKLERİ:
4- 5- 6- 7-
Rasül-i Ekrem (s.a.) sayısız hadislerde, bu büyük uslih'in vasıflarını ve müşahhasatını beyan buyurmuştur ve sözlerinin metinleri, Sahih-i Buhâri,Müslim, Sünen-i İbni Mâce, Ebu Dâvut, Tirmizi, Müsned-i Ahmet ve benzeri hadis kitaplarında mevcuttur.Bugün elimizde Hz. Mehdi hakkında Hz.Muhammed'in dilinden nakledilmiş (6207) hadis vardır.Onlardan bir kısmının firistini aşağıda veriyoruz.
1- 48 hadisde, Peygamber-i Ekrem' aynı adı taşıdığını ve künyesinin de O'nun gibi Ebülkasım olduğunu sarahatla beyan edilmiştir.
2- 136 hadisde O'nun on ikinci İmam ve Hazret-i Resül-i Ekrem'in son vadisi olduğunu tasrih olunmuştur.
3- 192 hadisde MEHDİ'nin (a.s.)Hazret-i Fâtima evlâdından olduğu zikredilmiştir.
214 hadisde Mehdi'nin (a.s.) Hz.İmam Ali evlâdından olduğunu beyan edilmiştir.
308 hadiste Onun (a.s.)İmam Hüseyin'in (a.s.) dokuzuncu evlâdı olduğunu açıklamiştır.
185 hadiste O'nun (a.s.)İmam Zeyn'ül Âbidin (a.s.) evlâdından olduğu haber verilmiştır.
103 Hadiste Mehdi'nin(a.s.)İmam Muhammed Bâkır evlâdından olduğu kaydolunmuştur. halkın O'ndan nasıl faydalanacağı hususu bahsedilmiştir.
51 hadisde O'nun (a.s.)siması ve sireti tavsif olunmüştür.
8- 9- 10- 11- 12-
47 hadisde, O'nun denrinde İslamiyetin dünyanın tek dini olcağı,"LİYUZHİREHÜ ALEDDİNİ KÜLLİH" âyet-i şerifesinin tahakkuk edeceği beyan olunmuştur.
123 hadisde Mehdi'nin (a.s.) şahsen cihanda sosyal adâleti kuracağı haber verilmiştir.
293 hadiste vilâdetinden ve vilâdetinin niteliğinden bahsedilmiştir.
318 hadiste Ömrünün uzunluğuna dair izahlar yapılmımtır.
657 hadiste zuhurundan ve zuhurunun alâmetlerin bahsedilmiştir.
Yukarıdaki fihristte anlatılan 3692 hadis metnine ilâveten 2515 yarı hadis (toplam 6207) muteber kaynaklardan olan, Lüffullah Sâfi'nin te'lifi olan "Müntehab'ül- Eser"adlı nefis kitabında bir araya toplamiştır. Ayrıca diğer belgelerimize devam edeceğiz.Gerçekten Alevilik hakkındaki fikir ve düşüncelerinde iddalısalar vereceğimiz belgeleri yalanmaları gerekir,ki kendi çalısmalarına devam
etmeleri gerekir.
Rivayetlerdeki ON İKİ Halife (İMAM)'mın Kimler Olduğu İhtimalleri :
1- On iki halife, veya dört halife (Ebu Bekir, Ömer. Osman, ve Hz.Hz.Ali)'ibaret'tir. Böyle bir ihtimalin doğru olmadığını gösteren en açık delil halifelerin sayısının hadislerde geçen sayı ile uyuşmamasıdır.
2- On iki halife,Emevi halifeleridirler derlerse buna da imkan yoktur.
Bu itimal de birinci ihtimal gibi batıl bir ihtimaldir.Çünkü:
Evvela: Ümeyye oğulları'nın halifelerinin sayısı on iki'den çoktur.
İkinci olarak: Ümeyye oğulları'nın hilafete geçişleri Hicri 40.cı yıllarına rastlamaktadır;Oysa on iki halifenin hilafeti hadislerden anlaşıldığına göre Resulullah'ın (s.a.a.) vefatından hemen sonra başlamaktadır.
Üçüncü olarak: Emevi halifelerinin hem hepsi İslam'ın izzet ve bekasına sebep olmamakla
beraber hilafetleri boyunca bir çok ihanetleride olmuştur.
3- On iki halife abbasi halifeleridir.
Bu görüş de batıldır.İkinci ihtimal de olan bütün cevap ve itirazlar burada da geçerlidir.
4- On iki halifeyi, dört halife ile Emevi ve Abbasi halifelerinin bazları oluşturmaktadır.
Bu itimalin bir delili olmamakla birlikte on iki halife için beyan ettiğimiz dördüncü özellik de burada söz konusu değildir.Çünkü hadislerden, on iki halifenin birbiri ardınca ve aralıksız olcağı anlasılmaktadır. Oysa dördüncü ihtimale göre Emevi ve Abbasi halifelerinden hangisini seçsek halifeler arasında zaman yönünden boşluk meydana gelecektir.
5- On iki halife Ehl-i Beyt'ten olan on iki İmam'dir ve şunlardan ibarettir.
Hz.Ali b.Ebu Talib (a.s.)
Hz. Hasan b. Ali (a.s.)
Hz. Hüseyin b. Ali (a.s.)
Hz. Ali b.Hüseyin ( Zeyn-el Abidin) (a.s. )
Hz. Muhammed b. Ali ( Bâkır ) (a.s. )
Hz. Câfer b.Muhammed (Sâdık ) (a.s. )
Hz. Musa b. Câfer (Kâzım ) (a.s. )
Hz. Ali b. Musa ( Rıza ) (a.s. )
Hz. Muhammed b.Ali (Taki ) (a.s. )
Hz. Ali b.Muhammed (Naki ) (a.s.)
Hz. Hasan b. Ali ( Askeri. ) (a.s.)
Hz. Muhammed b.Hasan (Mehdi ) (a.s. )
Bu sonuncusu Allah-u Teala'nın izniyle kıyam edip yer yüzünü adaletle dolduruncaya kadar yaşayacaktır.Şia'ya göre Resulullah'ın (s.a.a. ) haber vermiş olduğu (On iki ) halife bunlardan
başkası değildir. Çünkü bu halifelerin hepsi Kureyş'tendir ve Haşimi'midirler.ve hilafetleri Resulullah'ın (s.a.v. ) vefatından hemen sonra başlamiştir..Zira Şia'ya göre Resulullah 'ın (s.a.a. )hilafeti, sadece zahirde halka hükmetmekten ibaret değildir. Aksine ileride de değineceğimiz gibi hilafet, zahiri hükümetin dışında imameti de kapsayan yüksek bir makamdır.Eğer halk gerçek halifelerinin zahiri hilafetini kabul etmeseler bile o yine aynı şekilde hilafet ve imamet makamında baki olup diğer vazifeleriyle ameleder.Bu halifelerin, biri diğerinden sonra aralarında bir zaman boşluğu olmaksızın, dinin izzet veiftiharı olduklarına tarih şahhit'ti
BU GÖRÜŞÜ DESTEKLEYEN DİĞER HADİSLER:
On iki halife hadisleri, birincisi Hz. Ali (a.s. ) ve sonuncusu Hz Mehdi (a.s. ) olan on iki EHL-İ BEYT imamlarından başkalarıla uyuşmamakla birlikte bu konuda her çeşik şek ve şüpheyi ortadan kaldıracak bir çok hadis de vardır.
a) Sekaleyn Hadis
Müslüm Sahih'inde (c.7, s.122) ve Tirmizi Sünen'inde, (c.2, s.307 ) Ahmet ibn-i Hanbel Sünen'inde, (c.3, s.17,26,59 ve c.4,s.366,371 ve c.5, s.182,189 ve diğerleri değişik ibaretlerle Resulullah'tan (s.a.a. ) şu hadisi nakletmişlerdir.)
"BEN SİZİN ARANIZDA ÖYLE BİR ŞEY BIRAKIYORUM Kİ; ONA SARILDIĞINIZ TAKDİRDE ASLA SAPMAZSINIZ: O DA GÖKYÜZÜNDEN YERE UZANAN ALLAH'IN KİTABI ve İTRETİM olan EHL-İ BEYT'İMDİR: BU İKİSİ ( KEVSER) HAVUZUN KENARINDA BANA ULAŞINCAYA KADAR ASLA BİRBİRİNDEN AYRILMAZLAR:"
HADİSİN ANLAMI:
Bu hadäs Kur'ân'a ve Ehl-i beyt'e birlikte sarılmayı emretmekte ve bu ikisinin birbirinden ayrılmıyacağını ve ancak Ehl-i beyt'e sarılan kimsenin Kur'ân'a sarıldığını iddia edebileceğini bildirmektedir. Burada şu hususlar anlaşılmaktadır.
1- Kur'ân'da delalet ve sapıklık olmadığı ve halkı daima doğru yola hidayet ettiği gibi, Ehl-i bey'te de delalet ve sapıklık yoktur ve Ehl-i beyt'e sarılanlarda asla sapmazlar.
2- Kur'ân bütün asırlarda halkı hidayet etmek için geldiği ve her asırda var olması gerektiği gibi Ehl-i beyt dae bütün asırlarda var olup, halkı hidayet eder.
Buna biaenen burada iki ihtimal ortaya çıkmaktadır :
1- Resulullah (s.a.a. )bir taraftan halka Ehl-i beyt'e itaat etmeyi, Ehl-i beyt'i izlemeyi emretmiştır, diğer taraftan da Ehl-i beyt'inden olmayan 12 kişiyi kendilerine ihtiaat edilmesi için halife olarak tanıtmiştır !! bu imkansızdır.
2- Resulullah'ın (s.a.a.) on iki imamdan maksadı, Kurân'dan ayrılmayan ve Kur'ân olduğu müddetçe var olup Ehl-i beyt'en olan iki İmam'dır.
Bellidir ki birinci ihtimal açık bir çelişkiyi içerdiğinden asla doğru bir ihtimal sayılamaz ve bu yüzden varlık aleminin enmükemmel aklı olan Resulullah'a (s.a.a.) hiç yakışmaz.
B - ) Gadir'i Hum Hadisi :
Resulullah (s.a.a.) Veda hacc'ından dönüşte Medineliler ile Iraklıların yolları birbirinden ayrıldığı yer olan Gadir-i Hum'a ulaşınca Hz. Cebrail şu ayeti indirdi:
" Ey Peygamber, rabb'inden sana indirileni tebliğ et.Eğer (bu görevini ) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.Allah seni insanlardan koruyacaktır.Şüphesiz Allah, kâfir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez."(Maide, 67.)
Bunun üerine Resulullah (s.a.a. ) orada durdu; kafileden geride kalanlar da ulaştılar.Önde gidenlerinde dönmelerini emretti.
Herkes toplanınca öğle namazı için çağrı yapıldı. Resulullah (s.a.a.) halka namaz kıldırdı.Hava çok sıcaktı, öyle ki hacılar başlarının üzerinde bir şey tutmak, altlarına da bir şey sermekzorunda kaldılar. Namazdan sonra Resulullah (s.a.a.) bir konuşma yaparak Allah'u Teala'ya hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu.
"Ey insanlar ! Benim Hakk'ın davetine Lebbeyk demem ve dünyadan göçmem yakındır.Benim ve sizin Allah karşısında sorumluluğumuz vardır,(o halde sorguya çekildiğinizde )ne söyliyeceksiniz ??"
Orada bulunanlar: "Senin tebliğ vazifeni yerine getirdiğine, nasihat edip hayırımızı istediğine tanıklık edeceğiz; Allah sana hayırlı mükâfat versin" dediler,de Resulullah'ın vefatından hemen sonra Peygamber'in Ehl-i beyt'ini katl ettiler ve islam devletini yine Emevilere teslim ettiler.
Resulullah (s.a.a.)buyurdu ki:
"Acaba Allah'tan başka bir ilahın olmadığına, Muhammed'in Onun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin,ölümün, kıyametin ve ölülerin diriltilerek kabirden çıkarılacaklarının hak olduğuna tanıklık etmiyormusunuz)?
Orada bulunanlar: "Bütün bunlara tanıklık ediyoruz" dediler.Bunun üzerine Resulullah(s.a.a.) "Allah'ım Şahid ol." diye buyurdu. Sonra da şöyle devam etti: Sesim kulaklarınıza ulaşıyor mu (Sesimi duyuyor musunuz)?
"Evet" dediler.
Resulullah (s.a.v ) . "Ben sizden önce ( kıyamette ) havuzun başına gideceğim; benden sonra Sekaleyn'e nasıl davranacaksınız?" buyurdu.
Biri:"Sekaleyn nedir?" diye sorunca Resulullah (s.a.a.) buyurdular ki:
" Biri Allah'ın kitabı olan Sekal-i Ekber ve diğeri ise Ehl-i beyt'im olan Sekal-i Asgar'dir.Allah Teala, bu ikisinin havuzun başın da bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklarını bildirmiştir. O halde onlardan öne geçmeyin; aksi takdirde helak olursunuz ve onlardan geriye de kalmayınız aksı takdirde helak olursunuz."
Sonra Resulullah (s.a.a.) Ali'nin (a.s.) elinden tutarak koltuklarının altı görünecek kadar kaldırdı, bütün halk Ali'yi görüp tanıdılar. Daha sonra Resulullah (s.a.v. )buyurdu ki:"Mü'minlere kendilerinden daha evla (üstün ) olan kimdir."
"Allah ve Resulü daha iyi bilir " dediler.
Resulullah (s.a.a.):"Allah benim mevlam ve ben de mü'minlerin mevlasiyim ve ben mü'minlere kendi nefislerinden daha evla ve üstünüm.Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır.Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır.Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlasıdır."
Resulullah (s.a.a) meselenin önemini belirtmek için zikredilen cümleyi üç defa tekrarlamiştır.
Daha sonra şöyle buyurdu:
"Ey Rabbim ! Ali'yi seveni sev ve onunla düşmanlık edene düşmanlık et; onu seveni sev,onu sevmiyeni sevme; ona yardım edene yardım et.onu alçaltmak isteyeni alçalt;O nerede olursa hakkı onunla beraber et(Bu sözü) Hazır olanlar olmayanlara bildirsin."
Daha sonra hacılar henüz dağılmamişken şu ayet indi:
"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim,üzerinizdeki nimettimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip -beğendim ( Maide, 3)
Ondan sonra halk Hz.İmam Ali (a.s.)tebrik ettiler.Asıl şaşılacak şey burda dır.Çünkü İmam Ali (a.s.) ilk tebrik eden Ömer b. Hatab'tır.EVVET şaşırmadınız ve yanlış da değil bu kendi başına detaylı bir konudur.İstesekte İstemesekte bu konuyu işlemeye mecburuz.Çün Ömer b.Hatab islam'ın ikinci halifesidir ve islam'da kurulan altı kişilik şura da Ömer b. Hatab'ın emriyle kurulmuştur.
Bu hadis ( Ben kimin mevlasıysam Ali'de onun mevlasıdır ) aşağıdaki kitapların tamamında nakledilmiştir; ancak hadisin devamı ve geriye kalan kısmı bu kitapların bazılarında zikredilmemiştir.
Gadir hadisinin çeşitli bölümlerinin kaynakları (Mealim-ül Medreseteyn,c.1,s.30 dan naklen) şunlardan ibarettir.
1- Mecma-zu Zevaid,c.9,s.163-165-104-105-107.
2- Şevahid-üt Tenzil, Hakim Haskani'nin eseri,c.1,s.190-191- 192-193-157-158.
3- İbn-i Kesir'in Tarihi,c.5,s.209-210-211-212-213-214.
4- Ahmed ibn-i Hanbel'in Müsned'i,c.4,s.281,368-370-372-c.1,s.118-119 ve c.5,s.347-
370.
5- İbn-i Mace'nin Süneni, Falz-u Ali babı.
6- Hakim'in Müstedrek'i c.3,s.109.
7- Er-Riyaz-ün Nazıra,c.2,s.169.
Gördüğünüz gibi Resulullah ( s.a.v ) mü'minlerin üzerindeki velayetini Ali( a.s. ) için de tesbit ederek bu vasıtayla onu kendinden sonra hilafet makamına oturtuyor.Bildiğimiz gibi Resulullah(s.a.a)mü'minlere kendilerinden daha evla ve onların mevlası olduğu için ihtiaatı onlara farzdır.Bu hadis gereğince de Resulullah (s.a.a.)Allah'ın emriyle velayet ve peygamber'in makamıdır.Hz.Ali (a.s.)için tesbit etmiştir.Dolayısıyla da ihtiaati farz dır.
Buna binaen bu hadisten Resulullah (s.a.a.) kendilerinden haber verdiği on iki imam ve Peygamber'in makamına gelebilecek imamlarında ilki İmam Ali (a.s.)olduğu ve sonuncusuda Mehdi (a.s.) olduğuna varıyoruz.Bu ise yalnızca Alevi ve Şia'nın on iki İmam hakkındaki görüşüyle uyuşmaktadır.
Resulullah'tan (s.a.v.) Gelen Hadisler On İki İmamların İsimleriyle Tanıtmaktadır:
Buraya kadar zikrettiğimiz şeylere göz yumsak bile Resulullah (s.a.a.) hüccetin tamamlanması için kendisinden sonraki halifelerin teker teker isim ve künyeleriyle tanıtmiştır.On iki halifeyi isimleriyle tanıtan hadisler çoktur.Burada onlardan bazılarını Ehl-i Sünnet kitaplarından zikrediyoruz:
1- Yenabi-ül Mevedde,s.440'da ve Allame Şeyh Muhammed ibn-i Ali El- Hanefi'nin İthaf-u Ehl-il İslam adlı kitabında İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir:
Na'sel adında bir yaudi Resulullah'ın (s.a.a.)huzuruna gelerek:
Ya Muhammed,senden sonra yerinde oturacak vasilerin kimlerdir? diye sordu. Resulullah ( s.a.v .) Benim vasim Ali b. Ebi Talib'dir ve ondan sonra onun iki evladı İmam Hasan ve İmam Hüseyin'dir.Sonra da Hüseyn'in dokuz evladıdır. buyurdu. Yahudinin : Ey Muhammed,onların isimlerini bana söyle demesi üzerine Resulullah (s.a.a.)şöyle devam etti: Hüseyin'den sonra oğlu Ali,Ali'den sonra oğlu Muhammed, Muhammed'den sonra oğlu Câfer,Câfer'den sonra oğlu Musa, Musa'dan sonra oğlu Ali, Ali'den sonra oğlu Muhammed, Muhammed'den sonra oğlu Ali, Ali'den sonra oğlu Hasan, Hasan'dan sonra da Allah'ın hücceti Muhammed Mehdi.Onlar Toplam on kişi dirler...Evlatlarımın on ikincisi gaybete çekilecek ve gözlere görünmiyecektir. Ümmtim için bir zaman gelecektir ki, İslam ve Kur'ân'dan sadece bir isim kalacaktır.Bu zaman da Allah onun ( Mehdi'nin) kıyam etmesine izin verecek ve İslam'ı onun eliyle izhar edecek ve İslam'a hayatbağişlayacaktır.
2- Feraid-üs Simtayn,c.2,s.152'de uzun bir hadiste Resulullah'tan(s.a.a.)şöyle nakledilir:
Benden sonraki imamlar şunlardır: Hidayetçi Ali,Hidayete ermiş Hasan, adaletli (zulme karşı koyan) Hüseyin, dinin himayetçisi Ali ibn-i Hüseyin, çok bağışta bulunan Muhammed ibn-i Ali,halka yaralı Câfer ibn-i Muhammed, emin Musa ibn-i Câfergüvnilir Ali ibn-i Musa,kılavus Muhammed ibn-i Ali, çaba sarf eden Ali ibn-i Muhammed, derin ilim sahibi Hasan ibn-i Ali ve arkasında Meryem oğlu İsa'nın (a.s.) namaz kılacağı MEHDİ.Evet müslümanlar gerçekleri saklıyanların buyurun cenâze namazına acaba kabul edermisiniz, sizlere kalmiş bir şey?
Mukkades kitapların önceden haber vermelerine ve (6207 ) hadis-i şerife binâen (1165 )yıl önce ( 15 Şaban, 255 H.K. ) Samerra şehrinde İmam Hasan-ı Askeri'nin evinde dünyâ,yı teşrif eden ve Allâh'ın kudreti ile hayatta olup, gayb perdesınde saklı olan ve bugün ömr-ü şerifinden 1165 yıl geçen cıhanın büyük muslihinin zuhur edeceğine ve tek dünya devletini kuracağına zulmün sömürünün, istibdadın kökünü kazıyıyacağına, adâleti,hürüyeti,ve özgürlük güsünce fikir adâletliği kuracaği belgeleri ve kurân vahh-i mevcuttur.
On iki İmam'ın sonuncusu olan Hz.Mehdinin babası İmam Hasan-ı Askeri ve anneleri Nercis Hatun'dur. 255 H.K. Şaban ayının 15. Günü sabahı Irak'ın Samerrâ şehriinde dünya.ya geldiler.Zamanın gaasib halifeleri (- Tâgutları) ahâdis-i şerife vukufları dolayısıyle ve İmam Hasan-ı Askeri'nin evinde doğarak onların zulüm ve istibdad saraylarını yıkacağı bildiklerinden daima O mübarek mevlüdu ele geçirmek çabasında idiler. Allâh,(c.c.) O'nun düşman elline geçmemesi için gayb perdesi ardından koruyordu. Babaları hayatta iken, ancak en yakın sahabe O'nun (a.f.) ziyarete nail olabiliyırlardı ve başkalarından gizliyorlardı.
İmam Hasan-ı Asker'inin vefatından sonra (5 Rebiül-evvel 260 H K) Hz Mehdi'nin imamet devresi başladı.(İslamı anlamamız için en ömenli iki konuyu öğrenmemiz lazımki mücadelemizi yaygın ve anlaşır bir halda gerçekleştirelim. ÜMMET ve İMAM'MET konumu elle almadan ben müslümanım demek yanliş olur.Çünkü bu iki kavram kendi başında çok ömenli birer ekol'dur.Şimdilik bu konu üzerinde durmayı gerek görmüyorum.) ve halk da nâibler aracıyla ile sorunlarını arz edip Onun kendi el yazıları ile cevaplarını alıyorlardı.
O'nun has nâibleri olan dört kişi sırasıyla şu zevat'tan ibaret idiler:
1- Osman ibni Said- 2 - Muhammed ibni (oğlu)Osman. 3- Huseyn ibni Ruh-ı Novbahti, 4- Aliyy ibni Muhammed Semuri.
Bunlardan herbiri diğerinden sonra kendileri tarafından sefârete= elçiliğe seçiliyorlardı.
9.Şaban 329 H.K. de Hazret-i Mehdi'nin mübaret elyazıları ile müzeyyen bir mektup Aliyy ibni Muhammed Semuri'ye hitaben gönderildi.
Ey Aliyyibni Muhammed Semuri, Sen altı gün sonra dünyadan göçeceksin; Kendi yerine kimseyi tayin etme;ÇünküGaybet-i Kübrâ başlamiştır.Allah'ın tayın buyurduğu güne kadar bir zuhur olmıyacaktır.(Gaybe-i Şeyh Tüsi S. 243.)
Altı gün sonra Aliyyibni Muhammed vefat etti ve küçük gaybet devresi son buldu ve büyük ğaybet devresi başladı. Böylelikle Hazret-i Mehdi-nin (A.F.) ğaybeti iki devreye bölünmüş oluyor:
255'den 329'a kadar (74 sene ) ğaybe-i suğrâ (= küçük ğaybet)diye adlandırılıyor ve 329' dan bu tarafa ise ğaybet-i Kübra(= büyük ğaybet ) tâbir olnuyor.
Bugün gaybet-i kübrâ'dan tam 1092 sene geçmekte ve Hz.in de ömr-i şerifi 1165'e varmaktadır.
Gaybet-i suğrâ'da halk , dört nâib vasıtasıyla sorunlarını İmam'a arz edip cevap almaktaydılar.Bu zamanlarda ise kimsenin elinin o'na erişmesi imkân dâhilinde olmadığından, sorunlarını o'nun umumi nâibleri olan Müctehidler (=taklik merci'lerine ) müracaat ederek cevap almaları gerekmektedir.Hazret-i Mehd-i ( A.F. ) gaybet-i Suğrada nâibleri vesilesi ile gaybet-i Kübrâ'da müslümanların vazıfeleri hakkında şöyle buyurmuşlardır.
Meydana gelecek hâdiselerde asrın müctehidlerine müracaat ediniz...Başka bir hâdiste de şöyle buyuriyorlar:Müctehidler arasında hangisi takvâlı, Allâhın emirlerine daha çok muti ve nefsinin arzularına daha çok karşı ise, diğerlerinin ona taklit etmesi vâcibdir.
Şeyh Hurr'i Âmilli merhum, Ves'ail^üs-Şia adlı eserinde (18 c.98-111 )hayatta bulunan bir müctehide taklidin vücübu konusunda 48 sahih rivayet( = hadis ) nakl etmiştir.
Şurayı da açıklamak gerekirki k'at-i delillere istinaden Şia'da içtiad kapısı dâima açik bulunmaktadır.İctiada erişen herkes kendi fetvasına göre amel edebilir ve böyle bir kimsenin başka bir müctehidi taklid etmesi haramdır.
Her zamanda ictihadın yüksek derecesine erişep dört temel delil ( Kurân, Sünnet, İcma, Akıl.) üzerinde şer'i ahkâmı istihrâç edecek kimselerin bulunması lazımdır.Diğer insanlarda dinin esaslarını (Tevhid, Mead,Nübüvvet ) delil yoluyla elde ettikten sonra fıhkı füru'da hayatta olan bir müctehidi taklid etmeleri farzdır.
Taklid olunan müctehidin ictiad şartlarına sahip ve adâletinden başka zamanın müctehidlerinin en bilgini,ve en takvâlısı nevsani arzularından uzak durabilen, ahlaki faziletlerde en üstün olup çağının icablarını en iyi bilen ve kavrayan olması lâzımdır.
İlk etapta getirdiğimiz 12 İmamlar hakkındaki belgelerimiz yeterli sanırım.Çünkü konumuzu dağitmak istemiyoruz. 12.İmam'ızın hayatın elle aldığımız zaman detaylığıyla tekrar bu konuları elle alacağız.Yeterki Ehli sünnet bizim belge ve kaynaklarımıza cevap verebilsinler haklı bir davanın savuncuları olduklarını ispatlaya bilsinler.Tüm değerli Müslüman kardeşlerime sesleniyorum bugüne kadar sız değerli kardeşlerime yanliş bir İslamı entejere ettiklerini itiraf etsinler.Belki o zaman Hz.Peygamber'in şefâatına nâil olurlar.Çünkü Hz.Peygamber;şöyle buyurur.
Ben ilmin şehrih'yim: Ali'de kapısıdır. Kim bana gelmek isterse Ali b. Ebu Talib'e gelsin.
|